KİŞİLİK

Kişilik (ya da karakter), bir insanın kendine özgü olan genel psikolojik özellikleri, onun yaşam biçimini oluşturan ve huy haline getirmiş olduğu, bilinçli ya da bilinçdışı bütün düşünce ve davranış kalıplarıdır. Bir insandan söz ederken, örneğin “falanca çok insan canlısıdır” ya “çok cana yakındır” ya da “yalancıdır” gibi tanımlayıcı sözler kullanırız. Hatta bazen doğrudan “iyi huyludur” deriz. Bu sözler o insanın kişilik özelliklerini (hatlarını) tanımlamaktadır. Olumlu ya da olumsuz olsun bir insanın kişilik özellikleri onun benliğinin bir parçası sayılır. Bu özellikler oldukça küçük yaşlardan itibaren kendilerini göstermeye başla ve bir yaşam boyu ya hiç değişmeden ya da çok az değişerek varlıklarını sürdürürler. “Can çıkar, huy çıkmaz” sözünde çok önemli bir gerçek payı vardır.

Kişilik, çok iyi bilinen ve halk arasında çok önem verilen bir kavramdır. Hemen herkes, başka bir insanı değerlendirirken en önce kişilik özelliklerine dikkat eder ve bunların olumlu olmasını ister.

Kişilik bozuklukları, işte insanın bu karakter yapısındaki bozuklukları ele alır. Bunlar, uyumsuz, sıra dışı ya da “kötü” kişilik özellikleri olan insanlardır. Bunlar, başka insanlar tarafından, garip, ahlaksız, kendine özgü ya da huylu insanlar olarak algılanırlar. Cezaevlerindekiler, mafya örgütlerindekiler, dilenciler, karakolların ve acil servislerin müdavimleri sık görülürler.

KİŞİLİK BOZUKLUKLARINDA GENEL ÖZELLİKLER

Bir davranış ya da düşünce biçiminin, karakter özelliği sayılabilmesi için öncelikle sürekli olması, yani huy haline gelmiş olması gerekir. Herkes zaman zaman alıngan, bencil ya da titiz olabilir. Bu tutumlar, ancak sürekli ve tekrarlayıcı iseler, kişilik hatları sayılırlar.

İnsanların çoğunda (belki de tümünde), az ya da çok hoşa gitmeyen birtakım özellikler olabilir. Ancak bu genellikle normal kabul edilir. Kimsenin mükemmel olmadığı, herkesin birtakım kusurlarının olabileceği söylenir. O halde kişilik bozukluğu ile normallik arasındaki ayırım çizgisini nereden çekmeliyiz?

Kişilik bozukluklarında bu özellikler, hastanın içinde yaşadığı kültürün beklentilerinden (normundan) belirgin biçimde farklıdır. Ayrıca bunlar, ya hastada belirgin bir sıkıntı yaratırlar ya da sosyal, mesleki ya da diğer önemli işlev alanlarında bozulmaya yol açarlar (uyumsuzluğa, uyum problemlerine yol açarlar).

Kişilik bozukluklarında patolojik (normal olmayan) karakter hatları esneklik göstermez. Normal insanlar, genellikle kendilerindeki olumsuz kişilik özelliklerinin farkındadırlar ve önemli durumlarda bunları esnetmeye çalışırlar ve bundan da rahatsızlık duymazlar. Başka bir deyişle kötü huylarından taviz ver(ebil)irler. Örneğin, bir adam genellikle cimri olmasına rağmen, evine önemli bir misafir geldiğinde, bu huyunu bir yana bırakıp konuksever olabiliyorsa özelliğini esnetebildiği söylenir.

Bundan başka, bu özellikler yalnızca belirli bir süre ya da durumla sınırlı olmamadırlar.

Diğer ruhsal bozukluklarda anormal düşünce ya da davranış özellikleri belirli bir hastalık dönemi ile sınırlıdır, hastalık (bozukluk) düzelince o özellikler de kaybolur. Yani hastalığın başlayışı ve genellikle de sonlanışı açıkça ayırt edilir. Öte yandan kişilik bozukluklarında böyle bir hastalık dönemi de bulunmaz, yani süreklidir. Uyumsuz kişilik özellikleri hastada geçmişten beri vardır ve genellikle bir ömür boyu pek fazla değişmeden varlıklarını devam ettirir. Ancak bu kuralın, istisnası vardır: Zeka geriliği, bir kişilik bozukluğu olmamasına rağmen, benzer bir gidiş gösterir, yani var olan özellikler ömür boyu kalıcıdır.

Kişilik bozukluğu olanlarda, bizim patolojik (uyumsuz, normal olmayan) olarak nitelendirdiğimiz kişilik özellikleri, hasta tarafından normal olarak algılanır. Hasta bunlardan şikayetçi değildir. Başka bir deyişle bu özellikler benliğine yabancı değildir, benliğiyle uyumludur. Öte diğer ruhsal hastalıklarda, bu semptomlar genellikle benliğe yabancıdır, yani oluşan semptomlardan kendisi de memnun değildir. Örneğin, depresyon döneminde aşırı alınganlık ve öfkelenme olduğu zaman kişi bundan dolayı huzursuz olur, etrafındakileri kırdığını düşünür ve pişmanlık duyar.

Kişilik bozukluğu olanlar çevrelerini kendilerine uydurmaya çalışırlar, kendileri değişmek istemezler ve hatta çaba bile göstermezler. Kendilerini kimsenin anlamadığından da şikayetçi olabilirler, çevre ile sürekli bir sürtüşme halindedirler. Bu sürtüşme daha çok aile içi çatışmalar dönüşebilir. Bazen evden kaçma, bazen günlerce veya sık sık küsmeler olabilir. Bazı tartışmalar krizlere de neden olabilir.

Tedavi
Kişilik bozukluklarında kendiliğinde düzelme olağan değildir. Ancak bazı ağır hastalıklar veya ciddi psikiyatrik bozukluklar kişilik özelliklerinin biraz da olsa yumuşamasına, törpülenmesine ve hatta çok az bir kısımda da tamamen kaybolmasına yol açabilir. Bunun tam tersine bazı süregen (kronik) hastalıklar (en başta epilepsi-sara- olmak üzere) kişilik bozukluklarına da yol açabilir.

Tedavide kişilik bozukluğunun temel özelliklerine göre bir yaklaşım uygulanmalıdır. İlaç, terapi veya her ikisi uygulanabilir.

SIK GÖRÜLEN KİŞİLİK BOZUKLUKLARI VE ÖZELLİKLERİ
AŞAĞIDA ÖZETLENMİŞTİR

I-ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU (PSİKOPATLIK)

Antisosyal kişilik bozukluğu, 15 yaşından önce başlayan, yaygın bir antisosyal davranış ve başka insanların haklarını çiğneme ile belirli bir bozukluktur. Ciddi sosyal sorunlara yol açtığından, tüm kişilik bozuklukları içinde en önemlilerinden biridir.

Geçmişte bu hastaları tanımlamak için psikopat, sosyopat vb. gibi değişik terimler kullanılmışsa da en iyi tanım “antisosyal kişilik”tir. Zira adı kendinde saklı olan topluma zarar verici anlamıdır.

Antisosyal; bir toplumda suç, ayıp, günah ya da ahlak dışı sayılan davranışları tekrarlamaya eğilimli demektir. Bu karakter yapısı, tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi, küçük yaşlardan itibaren kendini göstermeye başlar. Ancak diğer kişilik bozukluklarından farklı olarak, antisosyal kişilik bozukluğu tanısı koymak için, bu tür davranışların 15 yaşından önce ortaya çıkması şarttır. Başka bir deyişle hasta, 15 yaşından önce davranım bozukluğu tablosunu göstermiş olmalıdır. Ancak buna rağmen uzun süren bazı hastalıklar, özellikle epilepsi (sara hastalığı) gibi, kişilikte değişikliklere yol açarak herhangi bir kişilik bozukluğu gibi antisosyal kişilik bozukluğuna da yol açabilir.

Hasta her türlü suçu işleyebilir. Bunlar polis tarafından tutuklanmasını gerektiren ağır suçlar olabilir. Bunlar arasında en çok görülenler; hırsızlık, gasp, saldırganlık, ırza geçme ya da diğer cinsel suçlardır. Bazen de yalnızca, ahlak, işyeri ya da okul kurallarını çiğnemekle sınırlı olabilir. Hasta bu suçları aklına estiği gibi ya da sonuçlarına aldırmıyormuş gibi (dürtüsellik) tekrar tekrar işler. Birçok hastanın sabıka kaydı kabarıktır. Verilen cezalardan ders almaz. Örneğin, belli bir suç nedeniyle hapse girer fakat hapiste de aynı suçu işlemeye devam eder.

Başka insanlara karşı sorumluluk, sadakat, ve dürüstlük duygusu yoktur. Verdiği sözleri tutmaz, durmadan yalan söyler ve insanları kolayca kandırır; ağızları çok iyi laf yapar da denebilir. Çok iyi ikna edip hataları örtbas ettikten sonra aynı hataları sanki o değilmiş gibi tekrarlar.

Başkalarının iyi niyetinden yararlanır.. yalanı yüzüne vurulunca utanmaz. Dolandırıcılık, sahtekarlık, insanları zevk için enayi yerine koyma gibi davranışlar sık görülür. Örneğin, beş kez borç aldığı ama hiçbirini ödemediği halde, aynı insandan, hepsini birden ödeyeceğine yemin ederek yeniden borç ister, ama onu da ödemez. Kumar oynarsa hile yapar. Başkalarının yerine geçerek insanları aldatma ve birden çok isim kullanma gibi davranışlar da görülebilir. Bunlar eşlerine de sadık değillerdir. Nikahlı ya da nikahsız sık eş değiştirebilirler.

Parasal yükümlülükleri yerine getirmez. Sözgelimi, çocukları komşulardan ya da sokaktan yiyecek dilenirken, kendisi parasını, alkol ya da kumara yatırır. Bu hastaların çoğu iş tutmaz ve bir baltaya sap olmaz. Çalışacak iş olduğu halde işe girmez. Eğer bir işe girecek olursa, işi aksatması ya da diğer disiplin bozucu davranışları nedeniyle çabuk kovulur. Bazen de kendisi nedensiz işi bırakır. Geçinebilmek için ya parası olan bir yakınını sömürür (ailesinden zorla, ya da gizlice alarak; yaşlı annesine acımadan maaşına el koyma) ya da yasadışı yollardan (haraç isteme) para kazanır.

Dürtüsellik yalnız suç sayılan davranışlarla sınırlı değildir. Hasta her alanda, sonuçlarını düşünmeden, daha doğrusu sonuçlarına aldırmıyormuş gibi davranır. Örneğin aklına estiği gibi gezer. Bazen serserice dolaşması yüzünden, sabit bir mekanı (adresi ) de olmaz. Kendisinin ya da başkalarının güvenliğini düşünmez. Heyecan ve uyarılma açlığı nedeniyle, tehlikeli serüvenlere atılabilir ya da önüne gelenle yatabilir. Bazen heyecan arama davranışı içinde araba kullanırken pervasızca hız yapar, şehir içi veya dışı trafikte sağdan soldan geçerek trafiği zora sokabilir. Başkalarını trafikte zor durumda bırakır.

En kötü özellikleri arasında saldırganlık ve kolay öfkelenme vardır. Hasta sebepsiz yere öfkelenir ve insanlara saldırır. Kolay kavga çıkarır, böyle durumlarda karşısındakini ağır biçimde yaralayabilir. Kavgalarda genellikle kesici alet, sopa veya taş kullanabilir, sonucunu düşünmeden şiddet kullanır. Sonunda ağır yaralanma veya ölüm olsa bile pişmanlık duymadan “hak etmişti” diyebilir.  Bundan en çok zarar görenler genellikle ailesi ve çocuklarıdır. Örneğin, küçük çocuğun üzerinde sigara söndürme gibi davranış onun için normal bir davranış sayılabilir. Çocuğu varsa, ebeveynlik görevlerini de genellikle yerine getirmez.

Önemli bir özellik hastanın asla yaptıkları yüzünden pişmanlık ya da suçluluk duymamasıdır. Başkalarına verdiği zararı kolayca normal bir davranış şekline dönüştürürler (mantıklı olduğu şeklinde kılıflandırma yoluna gitme). Bu nedenle bu bozukluğu, bir tür vicdan ya da süperego yokluğu gibi düşünmenin uygun olduğu da ileri sürülmüştür. Hasta asla ders almaz, ceza vermenin etkisi olmaz. Pişmanlık gösterileri genellikle sahtedir.

Alkol ya da madde bağımlılığı (ya da kötü kullanımı) çok sık olarak bu bozukluğu olanlarda gelişir. Alkolizm tabloyu daha da ağır bir şekle sokabilir. Hasta antisosyal davranışlarının önemli bir bölümünü alkollüyken yapabilir. Benzer şekilde, cinsel sadizm antisosyal kişilik bozukluğu olan hastalarda, genel nüfusta sağlıklı kişilere göre daha sık görülür ve cinsel suçlarının nedenini oluşturabilir. Ağır vakalar, normal bir yaşam süremez, çoğu ömrünü hapiste geçirir. Bunların doğal olmayan ölme olasılığı daha yüksektir (hızlı araba kullanma nedeniyle kazalarda; kavga, mafya bağlantıları nedeniyle; aşırı sıkıntı ve bunalım nedeniyle intihar etme gibi).

Bazen öfke nöbeti hatta “krizine” girdiği olur. Bu durumlarda etraflarındakileri görmeden kırıp döker. O sırada kendisini kaybeder. Kendisine bir zarar gelse bile (yaralanma gibi) acı hissetmez, devam eder.

Acı, ağrı eşiği yüksek olduğundan bazen çok huzursuzluk, gerginlik anında özellikle yalnız kaldığında kollarını, göğsünü o anda bulabildiği kesici bir cisimle (bıçak, jilet veya cam parçası) yaralayabilir, ki bu anda da sanki anestezi uygulanmış gibi ağrı duymaz. Bazıları kan görmeden rahatla(ya)madığını, hatta kan kokusu almadan sıkıntısını gideremediğini bile söyleyebilir. Yıllar içinde kolları ve vücudunun değişik yerleri derin çizik ve yaralarla dolabilir. Kimisi de vücuduna dövme yaptırabilir, veya kendi kendine sivri bir cisimle değişik şekiller (kalp, sevdiği insanın ismi vb) çizebilir.

Yaş ilerledikçe tablo biraz “sönme” eğilimi gösterir. Saldırganlık, huzursuzluk ve cinsel suçların sıklığı da dolayısıyla azalma gösterir.

TEDAVİ
Toplumsal zararları yüksek olduğundan klasik tedavilere cevap verme olasılıkları da düşüktür. Öfke ve saldırganlık kontrolü zaten klasik ilaçlar çözemez. İşledikleri suç veya kuraldışı davranışlardan ders çıkarma, pişmanlık duyma gibi bir durum söz konusu olmadığından tek tip ilaçla ve baskılayıcı özelliği olmayan ilaçlar etkisiz kalır.

Daha çok antipsikotikler ve antiepileptikler kullanılır. Öfke kontrolü ve davranışlardaki dürtüsellik için bunlar çoğu zaman etkilidir.

Ancak çoğunluğu tedaviye yanaşmaz. Ayrıca içinde bulundukları bu durumdan şikayetçi ve/ya pişman da olmazlar. Bu durum “kendisi istediği için ve istemese yapmayabileceğini” iddia ettiğinden tedaviye yanaşmaları zordur. Çok azı kendi isteğiyle tedaviye gelir. Çoğunluğu zor durumda kalarak ailesi tarafından tedaviye gelir. Zor durumdan kasıt; tedavi olmadığı taktirde eşi evi terk edecektir, veya babası-annesi para vermeyecektir. Tedaviyi zorla da olsa kabul etse bile ya kullanmazlar ya da kısa süreli kullanıp ya iyi gelmediğini ya da yan etki yaptığını bahane ederek bırakır.

Antisosyal kişiliği olup da bu bozukluğu kabul eden ve tedaviye inananlar olumlu sonuçlar alırlar. Özellikle erken yaşta ve yasal, hukuki problemler çıkmadan gelenler çok fayda görürler.

Bazen etraftaki büyüklerden “evlendiği taktirde aklı başına gelir” şeklinde denebilir. Ancak bu, problemin daha da büyümesine yol açar. Düzelmez. Geçimini sağlayamadığı aile oluşturulmuş olunur. Sorunlar daha da büyür. Şiddet davranışı nedeniyle aile sıklıkla karakolluk olabilir.

II-BORDER-LINE KİŞİLİK BOZUKLUĞU
(SINIRDA KİŞİLİK BOZUKLUĞU)

Yoğun öfke, kişiler arası ilişkilerde tutarsızlık, kimlik karmaşası ve yalnızlık duygusunun eşlik ettiği depresyon ile karakterli bir kişiliktir.

Kimlik karmaşası kendini tutarsız duygular ve kendilik duyumu ile belirlidir. Kişiler arası ilişkiler sürekli bozuktur veya bozulma eğilimi gösterir.

Kendini boşlukta hissetme ve/ya da yoğun duyguların varlığı şeklinde bir duygulanım söz konusudur. Aşırı uçlarda gezen olan bir duygulanımdır, sevdiği zaman “aşırı göklere çıkarma”, nefret ettiği zaman ise “yerin dibine sokma” arasında giden bir durumdan bahsedilebilir. Hatayı kabul etmediklerinde nefret, iyilik yapıldığında aşırı bir sevgi gösterirler; aynı kişiye farklı davranma gözlenebilir, çünkü tutarsız bir kişilik yapısı mevcuttur.

Başkalarına karşı sürekli bir öfke duyma ve bazen bunu kendine çevirme ve kendine kıyım davranışı yani kendine zarar verme veya intihar davranışları görülür. Ani olarak öfkesel davranışlar ve ardından gelişen nefret ve zarar verme davranışları gözlenebilir. Bazen zarar verme davranışları cam kırma, kapıları tekmeleme, duvarları yumruklama, bıçak-jilet veya başka kesici bir cisimle kollarını çizme-yaralama, ilaç içerek veya kesici bir cisimle intihar girişimleri görülebilen aşırı öfke nöbeti davranışlarıdır.

Dürtüsellik sürekli görülebilen başka bir davranış şeklidir.

Yalnız kalmaya dayanamama, aşırı toplumsal ortamlara tutkunluk şeklinde görülen yalnız kaldığında aşırı öfke ve sıkıntı, sinirlilik, bazen  bu nedenlerden dolayı etrafındaki diğer  kişilerden dönem dönem uzaklaşma görülebilir.

Cinsel yaşamında da aşırı bir kaos vardır. Cinsellik konusunda aşırı bir isteklilik vardır ve etrafındakiler ile yakın ilişki kurmaktan çekinmez. Bu durumu anormal karşılamaz. Tam tersine bazen kendini bu konuda aşırı istekli olduğunu ifade eder. Ancak bu durumla ilgili garip durumun farkında değildir ve kültürel yapıya ters düşen davranışa devam eder.

Bazen etrafındakiler tarafından terk edilme karşısında aşırı duyarlı davranarak öfke, intihar girişimi gibi kendine zarar verici davranışlar görülebilir. terk edilme durumu aşırı rahatsızlık verir. Çünkü sürekli ön planda olmalıdır ve ilgi gösterilmelidir. İlgisizlik adeta krize sokar.

Sık görülen border-line özellikleri;
1-Aile içinde sürekli bir uyumsuzluk,
2-Ev içinde kurallara uymama (gece geç yatma, geç kalkma, ev içinde sürekli olarak sorumluluktan kaçma)
3-Eve geç gelme,
4-Aşırı para harcama,
5-Sık sık arkadaş değiştirme (burada karşı cinsten yakın arkadaşlıktan bahsedilir),
6-Özellikle ailede anne ile didişme ve onu düşman olarak görme,
7-Aile tarafından yapılanların mecburen yapılması gerektiği gibi olduğunu düşünme,
8-Kendi yaptıklarının sürekli haklılık çerçevesinde olduğunu savunma,
9-Sürekli olarak yapılanların başkalarına yapılandan daha az olduğunu vurgulama,
10-Alkol ve diğer bağımlılık türlerine yatkınlık,
11-Sorumluluklar ve gelecekle ilgili kaygı duymama

Bu bozuklukta özellikle göze çarpan “iyi” ve “kötü” arasında değişen duygulanım ve davranış sergilenmesidir. Yani bir olay, kişi ya “iyi” ya da “kötü”dür. Ortayı bulamazlar. Aynı durum kendi iç dünyasında kendilerine de yansıtılır. Ya kendilerini iyilik yapan, herkese iyilik dağıtan “iyi”, ya da nefretle karşılanan ve dünyada olmaması gereken “kötü” olarak nitelendirirler.”Kötü” olarak nitelendirdiklerinde intihar girişimi veya kendine zarar verici davranışlar gözlenebilir. Zaten her birinin en azından birkaç defa ilaçla intihar girişimi hikayesi de vardır.

Çoğu zaman etraflarındaki kişilere çok yakınmış gibi davranırlar. Çok cana yakın tavırları insanları onların etrafına toplar. Çok yakın davranışlar nedeniyle etrafındaki kişilerden sevgi gördüklerini düşünerek cinsel anlamda yakınlaşan kişilere “hayır” diyemezler. Önlemsiz, yerli yersiz ilişkide bulunurlar. Bazen kendi evlerinde bile ailelerinden çekinmeden cinsellik yaşayabilirler. Karşı cinsten bir kişiyle olmamak onlara sanki dünyanın sonuymuş gibi gelebilir. Hatta hiçbir zaman tek kalamazlar, sürekli etraflarında cinsel yakınlık duydukları birileri vardır.

Hataları yüzlerine vurulduğunda asla kabullenemeyip tepkisel davranışlar, öfke nöbetleri gösterip, döküp kırabilirler.

Bazen kendilerine yaptıkları zarar verici davranışları (kendini yaralama, duvarlara vurma, kapı-pencere kırma gibi) hatırlamayabilirler, hatta bu durumları sergilerken canlarının acıdığının bile farkına varmazlar, adeta ağrı duymazlar (kanama olsa bile).

Zaman zaman depresyon dönemleri yaşayabilirler. Depresyon dönemlerinde diğer zamanlarda görülen öfke, sinirlenme, tepkisel davranışlar, etrafa karşı aşırı ilgi, sık arkadaş değiştirme gibi durumlar azalır veya görülmeyebilir.

Yine diğer herhangi bir psikiyatrik bozukluk Border-Line Kişilik bozukluğu olan kişilerde gözlenebilir. Depresyon veya diğer bozukluklar tedavileri bakımından, bu kişilik özellikleri olmayan psikiyatrik rahatsızlığı olanlardaki gibi yapılır.

Tedavi

Border-Line Kişilik Bozukluğu aslında kişilik bozukluğu olmasından dolayı tedavisinin yapılamayacağı söylenir/bilinir. Ancak aşırı dürtüsel davranışlar, tepkisellik, öfke-sinirlenme gibi durumlar azaltılabilir. Verilen tedavilerle bu durumların azalması karşısında kişiler kendilerini biraz daha iyi değerlendirdiklerinde kendileri de biraz çaba ile kendilerine katkıları olabilir.

Border-Line özellikler gösterenlere özellikle antiepileptik ilaçlar ile düşük doz antipsikotikler faydalı olabilir. Antiepileptikler adeta öfkesel-tepkisel-dürtüsel davranışları giderici etkilere sahiptir. Antipsikotikler ise özellikle yaptıkları yanlış davranışların idrakını sağlamada etkilidir, yani daha çok ders alarak o davranışın tekrarını düşünmelerini ve kendi kendilerine engellemeyi sağlarlar. Bazen hiperaktivite davranışları ve beraberinde dikkat eksikliği olanlarda uyarıcı ilaçlar da fayda gösterebilir. Bu sayılan ilaçların birbirleriyle kombinasyonu veya herhangi 2’sinin birlikte kullanımı olabilir. Ayrıca antidepresanlar da kullanılabilir.

Ancak herhangi bir psikiyatrik bozukluk gelişirse o bozukluğun tedavisi yapılmalıdır. Bu durumlarda antidepresanlar, kaygı gidericiler ve/ya yukarıda sayılan ilaçlar (antiepileptikler, antipsikotikler) kullanılabilir.

III-BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bağımlı kişilik bozukluğu, aşırı bir korunma ve bakılma gereksinimi ile belirli bi bozukluktur. Bu gereksinim, hastada ciddi bir ayrılma kaygısına ve başka insanlara yapışma ve boyun eğme davranışlarına yol açar.

Bunlar kendi başlarına karar veremeyen, inisiyatiften yoksun, başka insanlara bağımlı ve ilişkilerinde boyun eğici insanlardır. Bu davranış kalıbı genç erişkinlik döneminde başlar ve çok değişik koşullar altında ortaya çıkar. Hasta yanında kendisine destek olacak birisi olmadıkça, tek başına bir işe başlayıp sürdüremez.

Başka insanlardan öğüt ve güvence almadıkça sıradan kararları vermekte bile zorlanır. En basit günlük işlerde bile başkalarına danışma ihtiyacı duyar. Bu nedenle bu hastalar genellikle bir yakınlarına bağımlı hale gelmişlerdir. Bu yakını genellikle eşi ya da annesidir. Bu kişi hastayı, küçük bir çocuğu yönetir gibi yönetebilir. Örneğin, bir hasta iş yaşamında, basit bir sorunla bile karşılaşsa hemen annesine telefon ediyordu. Hasta bağımlı olduğu kişi ile olan ilişkisinin sonlanacağı (örneğin annesinin öleceği ya da eşinin kendisini terk edeceği) korkusu içindedir. Bu korkusu gerçekleşir, ilişkisi sonlanırsa kendini çaresiz hisseder ve hemen kendine yeni bir ilişki arar. Baskın özellikleri olan (dominant) insanlara sokulabilir. Kendine böylesi bir eş ya da arkadaşlar arayabilir.

Evlendiklerinde, eğer bağımlı oldukları kişi anne ise, annesinin kendi ailesine yön verdiği ve yönettiği görülür. Bundan evli olduğu eş memnun kalmaz. Evinde bir sorun olduğunda, eve bir eşya alınacak olsa bile annesine danışır. Kendi eşinin fikirleri sanki değersiz gibidir. Evleninceye kadar iyi bir flört evresi geçirse ve evlenmeye kendi karar verse bile, evlendiği günden, hatta akşamından itibaren, annesine uğramadan evine gelmeyebilir. Annesi de sürekli, kendisini terk ettiğinden, yalnız başına kaldığından, ölse gitse kimsenin haberinin olmayacağından dem vurarak bağımlı kıldığı çocuğunu baskı altına alır. Eşinin evde ihmali, çocuğunun veya evinin ihtiyaçları umurunda bile olmayabilir. Hatta tüm evin işlerini (dış işler de dahil olmak üzere) eşinin üzerine yıkar ama annesinin en küçük ihtiyacı için bile olmadık zamanda koşup gidebilir. Anne aslında tek yaşamasa da sürekli tek olmak ve terk edilmekten bahseder. Bu yönüyle anne bağımlı kalmış çocuğunu duygusal olarak sömürür. Eşi bunu göstermeye çalışsa bile aldırmaz.

Kendisi ile ilgili bütün konularda, kendi adına başkalarının girişimde bulunmasını ve karar vermesini bekler. Güvensizdir, kendisinin çok aptal ve beceriksiz olduğunu söyleyebilir. Sorumluluk gerektiren işlerden kaçınır. Yalnızken kendini aciz hisseder, bu nedenle yalnız kalmamaya gayret eder, başka insanlara yapışabilir. İtilme veya eleştirilme karşısında kolay incinir. Kendini insanlara muhtaç hissettiği için, aynı biçimde düşünmese bile, başkalarının fikrine karşı çıkmaz. Öyle yaparsa insanların kendisini dışlayacağından korkar. Hatta başka insanlara kendini kabul ettirebilmek için, angaryalarını üstlenmeye razı olabilir. Kötü niyetli bir insanın elinde bu, küçültücü işler yapmaya kadar varabilir.

Bu kişilik bozukluğunun daha çok çevresel etkenlerin rol oynadığı kabul edilir. Aşırı koruyucu, mükemmeliyetçi ve baskıcı ebeveynlerin, çocuğun, özgüvenli ve inisiyatif sahibi bir insan haline gelmesini engellediği öne sürülür. 

IV-ÇEKİNGEN KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bunlar aşırı utangaç ve çekingen insanlardır. Başkalarının kendisini beğenmeyeceğini ya da istemeyeceğini düşündüğü için, insanların arasına pek karışmaz. Bu davranış kalıbı genç erişkinlik döneminde başlar ve çok değişik koşullar altında ortaya çıkar. İnsan içinde iken huzursuz ve sıkılgandır. Bu yüzden insanlarla yakın ilişki gerektiren sosyal ya da mesleki etkinliklerden kaçınırlar. Öte yandan kendi ailesi ve yakın çevresi içinde rahattır. İstendiğinde kesinlikle emin olmadıkça insan içine karışmaz. Örneğin, arkadaşlarını hiçbir zaman aramayan üniversite öğrencisi bir hasta, ancak arkadaşları gelip kendisini evden alırlarsa onlarla çıkmaya razı oluyordu.

Toplum içinde iken, uygunsuz bir şey söyleme korkusu ile pek konuşmaz. Konuşma ağzından aptalca bir şey çıkacak, insanlar onun söylediğine gülecek, kekeleyecek ya da kızaracak diye korkar. Toplulukta kendini unutturabilir. Sürekli olarak insanların kendisini istemediği ya da beğenmediği düşüncesiyle meşguldür. Kendine güveni azdır. Kendisini çirkin, hiçbir çekiciliği olmayan ya da beceriksiz biri olarak görür. Başkalarının da böyle düşündüğü kanısındadır.

Eleştiriye çok duyarlıdır. Küçük söz ya da davranıştan çok incinebilir. Örneğin bir hasta, bir arkadaş toplantısında bir sandalyeye oturmaya kalkıyor. O sırada orada bulunan birisi, “O sandalyeye falanca oturacak” deyince hasta, bu sözü insanların onu istemediği biçiminde yorumlayıp, toplantıyı terk ediyor.

Sıradan işler dışındaki işler ona zor görünür. Yoğun çalışmasına rağmen, kendi rutini dışında (örneğin, resmi daireye bir dilekçe vermek, otelde birkaç gün geçirmek gibi)  bir iş yapması istenirse, bu gözünde büyür, güç durumda kalacağından korkar.

Örneğin bir kadın hasta, bütün arkadaş ve akraba toplantılarına, kocasını tek başına gönderiyordu. Kendisi her seferinde farklı bir bahane ile evde kalıyordu. Eşinin ısrarı ile birkaç arkadaşla birlikte bir tatil gezisine çıkmaya razı olmuştu. Fakat tam yolculuk sabahı “hastalanınca” eşi yine yalnız gitmek zorunda kalmıştı.

Çekingen kişilik bozukluğu özellikle bağımlı kişilik bozukluğu ile bir arada görülebilir. Bu hastalar çok hassas ve kırılgan olduklarından, depresyon ve kaygı bozukluklarını geliştirmeye daha yatkındırlar .

Tedavi
Bu hastalar da “Sosyal Fobi” gibi ele alınarak tedavi edilmelidir. İlaç tedavisi yanında davranış tedavisini pekiştirmek amacıyla ödevler vermek gerekir.

Bu hastaların bir kısmı toplumsal alanlara, özellikle yabancı ortamlara, girdiklerinde kendilerini rahat hissettireceğinden alkol alarak cesaretlenebilirler ve böylece alkol bağımlılığı geliştirmeye yatkın olurlar. Çünkü alkol almayınca cesaretleri tamanen kaybolur.

V-NARSİSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bunlar kendilerini çok üstün ve önemli gören insanlardır. Hasta kendisinin, olduğundan daha yetenekli, başarılı, güzel ya da zeki olduğuna inanır. Bu davranış kalıbı genç erişkinlik döneminde başlar ve çok değişik koşullar altında ortaya çıkar. Başkalarından farklı, özel bir insan olduğu, özel bir muamele görmesi gerektiği inancındadır. Başkalarının da kendisine önem vermesini ister, bekler. Her şeye hakkı olduğunu düşünür. Kurallar onun için değil, sıradan insanlar için konmuştur. Örneğin, bir hasta, bütün insanlar kuyrukta beklerken, kendisi, herkesin gözü önünde ve gayet doğal bir tavırla kuyruğun başına gidip işini görmeye kalkar. Başkaları itiraz edince de şaşırır ve kızar. Hastanede yatan bir hasta, hekimin acil hastaları bırakıp hemen kendisi ile ilgilenmesini bekliyor, istiyordu. İsteği yapılmayınca da kızıp hakaretler yağdırıyordu.

Bu büyüklük (grandiyöz) inancı nedeniyle, meslek yaşamında, okulda ya da yarışmalarda çok büyük başarılar elde etme peşindedir. Sırf başarılı olma uğruna dürüst olmayan yollara sapabilir. Bir yerde birinci değil de ikinci olura, bunu bir yenilgi olarak algılayabilir. Kişiler arası ilişkilerinde istismarcıdır. Yıllarca sömürdüğü insanı da yine bir çıkar uğruna harcamaktan çekinmez. İnsanlara tepeden bakar, alay eder, küçümser.

Narsisistik hastalar, kendi sorunlarının biricik olduğunu, ancak özel insanlar tarafından anlaşılabileceğine inanırlar.

Bir hastamız durmadan, önemli insanların, örneğin üst düzeyde yöneticilerin, siyasi liderlerin, spor ya da sinema yıldızlarının yanına pervasızca sokulup, onlarla arkadaş olmaya kalkıyordu. Kendisine arkadaş olarak bu tür insanları layık görüyor, onların da kendisini tanımaktan çok memnun olacaklarını düşünüyordu.

Eleştiriye çok duyarlıdır. İnsanların kendi hakkındaki düşüncelerine çok önem verir. Eğer insanlar beklediği biçimde davranmazsa, hele onu eleştirir, küçümser, küçük düşürür ya da hakaret ederse büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Beklentileri çok fazla olduğundan, kolayca narsisistik yaralar alabilir ve depresyon geliştirirler. Eleştiriye öfke ile de tepki gösterirler.

Beklentilerini gerçek hayatta bulamazsa, fantezide gerçekleştirir. Vaktinin önemli bölümünü hayal kurarak geçirebilir. Çok güzel y da zeki bir insan olduğunu, herkesin kendisine aşık olduğunu, insanların onun için kavga ettiğini ya da büyük başarılar elde ettiğini hayal eder.

Histriyonik kişilik bozukluğu olanlar gibi bunlar da başkalarının kendilerine ilgi göstermesini ve iltifat etmesini isterler. Fakat histriyoniklerden farklı olarak bunu elde etmek için binbir oyun oynamaz. Bunun hakkı olduğunu düşünür ve çoğu zaman açıkça talep eder. Örneğin, bir hasta karşılaştığı bir tanıdığına şöyle çıkışıyordu:”Bugün çok güzelsin demek yok mu?”

Önemli bir özellik de empati yokluğudur. Başkalarının da duyguları olabileceğini, onların da üzülebileceğini anlayamaz. Zor durumdaki insanlara karşı bir acıma duygusu duymaz. Başka insanların başarılarını, gördükleri ilgiyi ve sahip oldukları şeyleri kıskanır. Aşk ilişkilerinde, sevgiliyi bir nesne gibi görür, karşılık vermeyi düşünmez. Onu kendi narsisistik inançlarını pekiştirecek bir araç olarak kullanır.

Tedavi
Yararlı olduğu ileri sürülen tek tedavi psikanalitik psikoterapidir. Ancak kndilerini sürekli erişilmez, değerli bir insan olarak gördüklerinden tedavi yanaşmazlar. Bu yaklaşımı kötü bir eleştiri olarak görürler. 

VI-OBSESİF-KOMPULSİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU
(SAPLANTILI KİŞİLİK BOZUKLUĞU)

Temel özelliği genç erişkinlik döneminde başlayan ve çok değişik koşullar altında ortaya çıkan, aşırı bir mükemmeliyetçilik, düzenlilik, kendini ve başkalarını denetleme isteğidir. Bu özellikler hastanın, esnek, açık, v verimli olmasını engeller.

Hasta her şeyi, en iyi ve en kusursuz biçimde yapmak ister. Kendisinin ya da başkasının yaptığı bir işi kolayca beğenmez. Bu nedenle başladığı bir işi defalarca bozup yeniden başlayabilir. İnce eleyip sık dokur. Ayrıntılar üzerinde çok fazla durur, kılı kırk yarar. Kısa zamanda bitirebileceği bir işi saatlerce uzatır. Bu tutumu yüzünden hiçbir işi zamanında yetiştiremez. En iyisini yapmak isterken bir işi hiç yapamaz.

Örneğin bir öğrenci, girdiği bir sınavda, bütün soruların yanıtlarını bildiği halde, tüm sınav süresini birinci soruyu yanıtlamakla geçiriyor. Sürenin dolmasına beş dakika kaldığı halde hala, birinci sorunun orasını burasını silip yeniden yazmaktadır.

Zamanını iyi kullanamaz. Önemsiz ayrıntılarla çok zaman kaybeder. Zaman kaybetmemek için çok planlar yapar, fakat planlama ile uğraşırken yine asıl işi unutur. Örneği, gereksiz işlerle çok zaman kaybettiğini fark eden bir hasta, bunu önlemek için, “zaman bütçesi” dediği bir çizelge hazırlamıştı. Buna göre, bir sonraki hafta her işe kaçar dakika ayıracağını inceden inceye hesaplamıştı.

Düzene ve sıraya çok önem verir. Sanki amacı işi bitirmek değil, düzeni ve sırayı korumaktır. Doğru yapamayacaklarını düşündüğü için işleri başkalarına bırakamaz. Her işi kendi yapmaya kalkar. Örneğin, bir yönetici, iyi yapmadıklarını düşündüğü için, alt düzeydeki memurlarının işlerini de üstlenir. Bu daha da büyük bir vakit kaybına yol açar.

Bu nedenle, zamanlarının büyük bölümünü iş başında geçirirler. Hastanın geç vakitlere kadar iş başında kaldığı sık görülür. Ailelerine, dinlenmeye ve eğlenmeye zaman ayıramazlar. Hastaya niçin sosyal etkinliklere ve ailesine zaman ayırmadığı sorulduğunda, “Ne yapayım, işler çok, her iş bana bakıyor” gibi bir yanıt verir. Kuralcıdır. Her şeyin kuralına uygun olmasını ister. Kuralların ruhuna değil lafzına önem verir. Mevcut kurallara ek olarak kendisi de birtakım yeni kurallar icat eder. Başka insanları (özellikle sözünü geçirebildiklerini, örneğin çocuklarını, memurlarını, öğrencilerini) bunlara uymaya zorlar. Kurallara uymayanlara işledikleri suçla orantısız, çok ağır cezalar verebilir. Örneğin bir ğremen, okuduğu bir sınav kağıdındaki tüm sorular doğru olduğu halde, birtakım biçimsel kusurlar yüzünden (yanıtların sırası, kullanılan kalemin cinsi gibi), kırık not veriyordu.

Antisosyal kişilerin tam aksine ahlaki ve sosyal kurallara aşırı bağlıdır. Güçlü bir sorumluluk duygusu içindedir. Ahlaki konularda aşırı katı, dürüst ve tutucudur. Kolay karar veremez. Bir seçim yapması ya da bir karar vermesi gerekse, uzun uzun tereddüt eder. Sık karar değiştirir. Önemli kararları erteler. İnsanlarla ilişkilerinde katı ve inatçıdır, duygularını ifade etmekte zorlanır ve genellikle ciddidir.

Bir başka özellik cimriliktir. Parasını harcayamaz, para gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şey olarak görülür. Eski, ne maddi, ne de manevi değeri kalmamış eşyaları atamaz, yıllarca biriktirir (koleksiyonculuk). Çıkarı yoksa başka insanlara ikramda bulunmaz.

Bir büroda çalışan bir hasta, birisine, örneğin bir telefon numarası gerekse, önündeki bloknottan tırnak büyüklüğünde bir kağıt parçası koparıp, bunun üzerine yazıyordu.


Dr.Murat Eren ÖZEN, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı (Psikiyatr)

www.stres112.com   www.twitter.com/muraterenozen

Özel Adana Hastanesi, Büyükşehir Belediyesi Karşısı

0322 459 22 22