EĞİTİM SEMİNERLERİ

EĞİTİM SEMİNERLERİ

1- Başarıya Giden Yol
2- Başarıyı Engelleyecek Kaygıyı Azaltmanın Yolları
3- Hedeflerimiz
4- Arzularını Dizginlemek De Bir Gelişimdir


1-BAŞARIYA GİDEN YOL
Başarıya ulaşabilmek için kendinizi aşmayı , kendinizi değiştirmeyi ve tekdüzelikten kurtulmayı istemelisiniz. Bunun sonucunda elde edeceğiniz başarının, size ne gibi maddi ve manevi katkılar yapabileceğini yazarak görmeniz gerekebilir. Bu hem o hedefe yönelik isteğinizi, hem de performansınızı olumlu yönde etkileyecektir.

Bazı işleri yaparken, özellikle de normal günlük hayatın dışında bir aktivite gerçekleştirmemiz gerekiyorsa, bir miktar kaygı ve gerilim hissedebiliriz. Bir eyleme motivasyon için çok fazla olmamak kaydı ile kaygı gerekli bir durumdur.

Karşılaştığımız bazı vücutsal ve duygusal sorunlar, belirtiler bir buzdağının suyun yüzünde kalan, gözle görülebilir belirtileridir. Oysa ki, o küçük gibi görünen sorun günlük yaklaşımlarla ne kadar giderilmeye çalışılırsa çalışılsın, derindeki asıl büyük sorunlar kitlesi etkisini hissettirmeye devam edecektir. Bu nedenle bugün yaşadığınız sorunların kökleri geçmişte yaşayıp ,unutmaya çalıştığınız, yüzleşmeyip üzerini örttüğünüz olaylarla ilgilidir. O yüzden eğer tek başınıza sizi derinden etkileyen bu sorunlarla yüzleşemiyorsanız, psikiyatrik yardım almalısınız. Bunlarla yüzleşmek ve çözüme yönelmek cesaret ister. Ancak düşünülmesi gereken şey bu sorunla yaşamak sizde ne kadar kapasite kaybına yol açmaktadır. Şu anki durumunuz sizi ne ölçüde mutlu ediyor.Altta yatan sorunları çözerek kendinizi değiştirmeye zorlarsanız kapasitenizin daha fazlasını kullanarak neler elde edebilirsiniz.

Küçük sorunlar sizi yıldırmamalıdır. Bir tanrı olmadığınıza göre, sizin de yanlış yapmaya hakkınız var. Hedefleriniz ve planlarınız da zaman zaman duruma göre değişiklikler yaparak, esnek hareket etmeye gayret etmelisiniz. Bazen çevreden farklı tepkiler aldığınızda ve en ufak aksaklıkta , eğer bakış açınızı değiştirmezseniz moral bozukluğu

sıkıntı ve ümitsizlik içine girebilirsiniz. Hedefleriniz ne kadar gerçekçidir, ne kadar size uygundur bunu da düşünmelisiniz. Hiç üzülmeden, bir şeylerden fedakarlık etmeden ve yorulmadan hedeflerinize ulaşmak gerçek ötesi bir beklentidir. Gerek akademik ,gerekse mesleki, sosyal başarı zaman içinde kazanılır. Psikiyatrik tedaviler de böyledir. Tedavi süreci ilerleyince. tedavide ne kadar yol alabildiğinizi görebilirsiniz. Bunların hepsi maraton koşmak gibidir. Hayatın her aşaması ve anını yüz metre koşusu temposu ile koşamazsınız. Hayatın tüm bu alanları belirli bir tempo ile koşulur. Koşarken ne kadar koştuğunuzu anlayamazsınız, maratonda rakibiniz kendinizdir. Önemli olan başkalarını geçmek değil, kendinizin en iyi derecesini yaparak, maratonu tamamlayabilmektir.

Temponuzda ve konsantrasyonunuzda azalmaların olması , vücudunuzun artık yorulduğu ve bakım gerektirdiği şeklinde bir ikazıdır size. Bu sese direnerek, vücudunuzu zorlarsanız, sizi ummadık bir yerde yolda bırakabilir.

Adımlarınızı uygun hızda atmalısınız. Normalde 10-15 adımda ulaşabileceğiniz bir hedefe sıçrayarak 3 harekette ulaşabilirsiniz, ancak bu hareket tarzına alışık değilseniz risklidir ve sakatlanma olasılığı vardır. Burada olduğu gibi bir çırpıda yeni bir başarıya ulaşmak her zaman mümkün olmaz, hedeflerinizi yavaş yavaş büyüterek gerçekleştirmeye çalışın. Bu şekilde bir anda hedefinize ulaşamadığınızda da yıkılmamış olursunuz.

Umutsuzluğa ve sıkıntıya düştüğünüzde daha önceleri karşılaştığınız ve içine düştüğünüz daha zor durumları düşünün. Sürekli olarak “ şu anki yaşadıklarınızdan çok daha zor olayları aştığınızı, artık o günlere göre daha kuvvetli, tecrübeli ve daha uygun koşullar içinde olduğunuzu, bu günleri aşmanın sizin için o günlere göre çok daha kolay ” olduğunu düşünün.

Kendinizi bıkkın hissettiğinizde amaçlarınızı daha çok aklınıza getirmeye ve o konuda çalışın
Dr. Murat Eren ÖZEN

2-ÇALIŞMAYA ENGEL OLABİLECEK
KAYGI SIKINTI VE GERİLİMİ AZALTMAK İÇİN YAPILABİLECEKLER


Çalışmaya başlamak ve sürdürebilmek için aslında bir miktar stresin olması uygundur. Ancak bunun belli bir düzeyi aşması kişinin dikkat, konsantrasyon ve çalışma isteğini azaltır. Herhangi bir kişi için stres etkeni olabilen bir durum başkası için stres etkeni olmayabilir. Bu durum, karşılaşılan olayın kişi için ne anlam ifade ettiği ile ilgilidir. Olay bireyin çocukluk ya da erken erişkinlik döneminde yaşadığı sorunlarla bağlantılı ya da benzer ise , kişinin hissettiği sıkıntı düzeyi başkalarına göre daha yüksek olmaktadır. Ayrıca o esnada bireyin çevresinde destek verebilecek kişilerin olması, kişinin sosyoekonomik durumunun iyi olması,belirli bir işinin olması, iyi giden bir evlilik öyküsü, iyi bir eğitim düzeyi gibi dışsal kuvvetlerin mevcut olması da stresle baş etmesinde önemli noktalardır. Küçük yaşlardan itibaren bireyin kaygısını başkaları ile paylaşabilmesi ve sosyal ortamlara daha çok girmesi de önemli bir rahatlatıcı etken olabilmektedir.

Stresle baş etmede içsel kuvvetlerin de önemi büyüktür. Bireyin sorunlarla baş etmek için yeterince kendini güçlü hissedebilmesi, uygun düşünsel savunma mekanizmalarını kullanması (olayları bilinçli olarak unutmaya çalışmak, sorunu konuşmak ve düşünmekten kaçınmak , sorunların sadece karşısındakilerden kaynaklandığını düşünmek gibi uygunsuz savunma mekanizmaları yerine başarılı kişileri örnek alarak çalışmak, öfkenin birden uygunsuz bir şekilde boşaltılması yerine, bunun bir resim, şiir ya da spor vb. bir başka alan üzerinden ancak daha üretken bir şekilde rahatlama sağlanması gibi), uygun düşünce şemalarının kullanılması ( hiçbir şeyle baş edemeyeceği, kendini kimsenin sevmediği, çevrenin çok kötü olduğu ve gelecekte de hiçbir şeyin düzelmeyeceği şeklindeki olumsuz düşünce tarzları , negatif çıkarımlar ve genellemeler yerine en ufak bir aksiliği büyütmeyip, çabalarsa başarabileceğini düşünmek, olumsuz bir olayın akabinde hep olumsuz olaylarla karşılaşmayacağı, dünyanın en bedbaht insanı olmayıp, etrafında kendisi gibi sıkıntı çekebilen insanların olduğunu , çevresinin kendine yardım edebilecek dostlardan oluştuğunu düşünmek gibi olumlu düşünce şemaları varlığı).

Bireyin yaşı da stresle baş etmede önemlidir. Yapılan çalışmalara göre 21 yaş sonrası her bir yaş artışında kişinin çalışma kapasitesinin % 1 oranında azalma gösterdiği saptanmıştır. İlerleyen yaş ile birlikte çalışma kapasitesi ile birlikte , strese tolerans ta azalmaktadır. Bunda bireyin değişen hormonal yapısı, daha önceki yaşlarda varolmayan hastalıkların gözlenmesi de etkili olmaktadır.

Cinsiyet de strese karşı koymada belirleyici faktörlerdendir. Kadınların erkeklere oranla strese daha az fizyolojik yanıtlar verdikleri, bunun sonucunda da daha uzun bir ömre sahip olup,bazı hastalıklara daha az yakalanıp, daha çabuk kurtuldukları bilinmektedir.

Stresle baş etmek için zaman zaman kas gevşetme ve solunum egzersizleri, otohipnoz etkili olabilmektedir. Düzenli bir şekilde egzersiz yapmak ta bir yandan istenen bir vücut yapısı oluştururken, bir yandan da kalp atım sayısı ve kan basıncını azaltarak stres esnasında kalp-damar sisteminin aşırı çalışmasına engel olabilir.

Kişinin dış ortama mizahi bir bakış ile bakması da etkin bir savunma düzeneğidir. Bireyin özellikle kendisiyle de dalga geçip kendine gülebilmesi kaygıyı azaltabilir. Gülme ile birlikte beyinden endorfin gibi bazı hormonlar salgılanarak vücutta bir iyilik hissi oluşturabilmektedir.

Bireyin hangi dinden olursa olsun, din ile ilişkilerinin iyi olup , bu yönden çevresindekilerle uyum içinde yaşaması , bir arada ya da tek başına dua ve diğer ibadetlerini yapması da stres yoğunluğunu düşürebilmektedir.

Bunların dışında gene de kaygı durumu yüksek bir düzeyde ise, bir psikiyatrist kontrolünde kullanılabilecek ilaç tedavileri de faydalı olmaktadır. Kaygı durumu başka bir psikiyatrik ya da vücutsal hastalığa bağlı ise öncelikle bunların tedavisi gerekmektedir.
Çalışmaya yönelik motivasyonu arttırmak için öneriler:

Kişinin gelecek konusundaki ve o konu ile ilgili düşüncelerinin neler olduğu netleştirilmelidir. Konuya başlamadan önce gelecekteki hedefi konusunda , kısa süreli olarak kendini heveslendirecek ve mutlu edecek gelecekle ilgili bir hayal kurması uygun olabilir.
Kişi konuyu sevmiyorsa , niye sevmemektedir bu düşünülmelidir. Konu ile ilgili daha önce başından geçen üzücü olaylar, konu öğrenilirken aynı anda yaşanmış bir kötü durum bilinç tarafından üst üste getirilerek, konu kötü bir imaj yaratabilir. Konunun suçsuz olduğu , sadece amaca ulaşmak için gerekli olan bir bölüm olduğu şeklinde düşünülmelidir.
Bireyler nasıl daha iyi çalışabildiklerini belirlemelilerdir ( tek başına mı, grup şeklinde mi, oturarak mı, uzanarak mı gibi ). Her yiğidin bir yoğurt yeme şekli vardır. Siz de kendinizin en verimli yoğurt yeme şeklinizi bulmalısınız.
Günün hangi saatlerinde daha iyi konsantre olabilmekte olduğunuzu keşfedin. Bu saatlere çalışma saatlerinizi getirmeye çalışmanız uygun bir yaklaşımdır. İlerleyen dönemlerde çok yavaşça bu saati sınava gireceğiniz zaman dilimine getirmeye çalışın (öğle saatlerinde iyi çalışabilen kişi sabah saatlerinde sınava girecekse , ders çalıştığı verimli zamanını sabah saatlerine kaydırmaya çalışmalıdır.
Bireyler çok uzun süreli olarak aynı konu üzerinde, kitap başında vakit geçirmemeli, 20-30 dakikada bir dinlenmeli, bu esnada kendini dinlendirecek ders dışı bir konu ile ilgilenmelidirler.
İnsanlar çalışmaya en sevdikleri konu ya da dersten başlamalı, daha sonra zora geçilmelidir. İyi bir başlangıç her zaman devamı mümkün kılar.
Ders ya da konuyu oyun haline getirecek ya da günlük hayatla bağ kurabilecek hale getirmeye çalışmak ta uygun bir yaklaşımdır. İsmi geçen kişi, yer ve durumları tanıdık olduğunuz kişi , yer ve durumlara benzetmek ve kıyaslamak ta hoş bir yöntemdir.
Başkası ile yarışmak ve kendinizi onlarla kıyaslamak ta uygun olmayan bir yaklaşımdır. Sadece kendinizin en iyi derecenizi yapmak için çaba sarf etmek, hem kendinize olan güveninizi arttıracak, hem de çevrenizdekilerle olumsuz şeyler yaşamanızı önleyecektir.
Düzenli çalışmak, ders verilmeden önce belli bir süre konu ile ilgili altyapı çalışması yapmanız , dersi daha iyi izlemenizi sağlayacaktır. Sınavdan hemen önce çalışmak hem stresinizi arttıracak hem de çabuk unutmanıza ya da karıştırmanıza yol açacaktır. Her zaman bir maraton koşucusu olduğunuzu düşünüp, belli bir tempoda ama devamlı çalışın. Türk gibi başlayın ama Türk gibi bitirmeyin.
Öğrenme için tekrar temeldir. Çok kullandığınız bilgiler kalıcı belleğinize yerleşir ve istediğinizde çağrılması da çok daha kolay olur. Bunun için çalıştığınız konunun kısa özetlerini çıkarıp, arada sırada onları gözden geçirebilirsiniz.
Çalışma ortamınızı çalışmak için uygun bir hale getirin (masanızın üzerine sevdiklerinizin size verdiği ufak hediyeler, resimler koyabilir, odanızı sıkça havalandırmak, verdiğiniz aralarda uzanabileceğiniz bir yatak, dinleyebileceğiniz bir müzik kaynağı , duvarlarınızı sevdiğiniz renkte bir boya ile boyayabilirsiniz, duvarlara arada sırada yenilemek kaydıyla size güç ve moral verecek özlü sözler yazmak gibi).
Ders dışında hoşça vakit geçirebileceğiniz size ait zamanlarda sevdiklerinizle birlikte olun, zaman zaman kendinize hediyeler alın, sevdiklerinize armağanlar verin, kendiniz ve çalışma odanızda değişiklikler yapın.
Her gününüzün bir önceki günden daha farklı olmasına çalışın, kendiniz için ufak ama zararsız heyecanlar oluşturun. Bir önceki akşamdan yapacaklarınızı programlayın ve ne kadarını yapabildiğinizi ertesi akşam gözlemleyin. Bu şekilde programlı yaşama alışkanlığı geliştirebilirsiniz.uyamadığınız maddeleri gözden geçirin, ya bir sonraki günün programına koyabilir ya da uygulama dışı bırakabilirsiniz ve kendinizi tanımaya başlayabilirsiniz.
Ümitsizlik en kötü hastalıktır. Şu ana kadar gelip, bir takım şeyler öğrenebilmişseniz, daha çok şeyler öğrenebileceksiniz demektir. Hayatta hiç bir şey için geç değildir. Kendinizi en yukarıdakilerle karşılaştırıp, kendinizi üzmeyin. Herkesin içinde bir cevher vardır, onu ne kadar işleyebilirseniz, o kadar önemli hale getirebilirsiniz.
Daima sizin de başkalarından farklı yetenek ve değerleriniz olduğunu düşünün. Ancak bu düşünceler içine girdiğinizde de gerçek dışı, ulaşılamaz şeyler düşlemeyin.
Çevrenize belgesel çeken bir kameraman gibi bakmayı alışkanlık haline getirin . Belgeselin güzeli başkasının göremediği hoş şeyleri gösterir. Sizde çevrenizdeki kişi ve nesnelerin göze , kulağa hoş gelen yönlerini görmeye çalışın. Bu hem sizi ruhen dinlendirecek hem de manevi olarak zenginleştirecektir.
O gün içinde kendinizden gurur duyarak yaptığınız şeyleri kaydedin ve her gün bunlara başka şeylerin de eklenmesini sağlamaya çalışın. Bu hayata daha sıkı sarılmanızı sağlayacaktır.
Çevrenizdekilerle ve geçmişinizle dost olmaya çalışın. Etrafınızdakilerin size yardımcı olmaya çalışan dostlardan oluştuğunu düşünün. Geçmişinizde yapamadıklarınızı ya da yanlış yapmış olduğunuz şeyleri değil, başardığınız şeyleri aklınıza getirmeye çalışın.
Bir konuda başarılı olmak için illa dershaneye, kursa gitmek gerekmez. Bu tür olanaklarınızın olmaması başarısız olmanızı gerektirmez. En iyi öğrenme şekli deneme yanılma usulüdür. Yapacağınız yanlışları düzeltecek çabalar, en kalıcı şekilde öğrenmenizi sağlayacaktır. Yanlış yapmaktan korkmayın, doğrusu ve daha güzeli için uğraşmayı hedef edinin.


Çok hızlı çalışmak çok zeki olmak anlamına gelmez. Daha ılımlı bir sürede çalışmak, ama daha kalıcı bilgiler edinmek idealdir. Unutmayın ki masalda kaplumbağa tavşanı geçmiştir.
Çevrenizde ya da tarihteki olumlu bir şahsiyeti kendinize örnek alın. O kişinin ne büyük zorluklar sonrası başarıya ulaştığını düşünün. Unutulmaması gereken şey emek olmadan yemek olmayacağı, zor çekmeden lor yenmeyeceğidir.
Spor yapmayı ihmal etmeyin. Bu hem geriliminizi azaltacak hem de vücudunuzu daha olumlu etkileyeceğinden kendi bedeninizi daha çok sevmenize yol açacaktır.
Çok sinirlendiğinizde odanızda bulunan bir yastığa peş peşe yumruklar atabilir, öfkenizi belirten şeyler yazıp ya da çizip, yırtabilir, bazı kişilerle sorunlarınızı yapıcı bir şekilde konuşabilirsiniz.
Zaman zaman gözlerinizi yumup, çok güzel bir sahilde, uçsuz bucaksız bir çimenliğin içinde ya da ulu ağaçların olduğu sakin bir mekanda tek başınıza ya da sevdiklerinizle bir arada olduğunuzu düşünün .Burada sizi kimsenin rahatsız etmeyeceğini, huzur bulduğunuzu ve dinlenip buradan çıktıktan sonra enerji kazanacağınızı, başarılı olacağınızı kendinize düşünce yolu ile ifade edin.
Sizi üzüp, karamsarlığa sokacak şeyler yerine, heyecanlandıracak, eğlendirecek ya da azminizi körükleyecek kitaplar okuyun.
Dr. Murat Eren ÖZEN
3- Hedeflerimiz

İster spor, ister sanat, ister bilim olsun, eğer bir hedefiniz yoksa, sonuç bir süre sonra yapılanların tavsaması, bıkkınlıklar ve çabaların bitmesidir. Başarıya ulaşmak için, sürekli olarak hedeflerinizi hayal edip, kendinizi motive etmeniz gereklidir. Hedefinizi oluşturamadığınız ve olumsuz sonuçlarla karşılaştığınız her olay üzerinizde yıpratıcı bir birikim oluşturur. Bu olumsuz birikimler sonucu hayata daha negatif bir bakış açısı ile bakarak, olumsuz düşünce şemaları kullanmanıza ve uygunsuz savunma kullanmanıza yol açarlar. Bunlar sonrasında da her gün mutsuzluk, isteksizlik.uyku,iştah,enerji ve konsantrasyon sorunlarının yaşandığı , kendinizi değersiz hissedip, kendinize zarar verme (hatta intihar girişimleri) düşüncelerinin gelişebildiği depresyon dönemlerine girebilirsiniz. Sorunlarınızı çözümsüz, kendinizi tek başına hissetme, keşke şöyle yapsaydım şeklindeki pişmanlıklar ve umutsuzluklar bu durumların sonucudur.

Ne aradığını bilmek başarıya daha çabuk ulaşmanızı sağlar. Herkes bakar ama görecek şekilde bakanlar, önemli noktayı fark edebilir.

Hedefleriniz çok çeşitli olabilir. Kimileri bir taşıt almayı, kimileri zengin olmayı, kimisi de ün kazanmayı hedefler. Hedefleriniz çok yüksek olup, zorluklar karşısında çabuk yıpranmaktaysanız, mutsuzluk kaçınılmazdır. Bunun için her gün tekdüzeliği kıracak farklı aktiviteleri hedeflemelisiniz. Bu şekilde günlük, haftalık ve aylık hedefler belirlemeli ve daha iyi bir “kendiniz“ için çabalamalısınız. Büyük hedefler yanında, erişilmesi daha kolay günlük hedefleriniz de olmalıdır. Ancak bu hedefler gerçekçi olmalıdır. Eğer ulaşılması olanaksız ya da çok zor ise bunlar da mutsuzluk kaynağı olabilir.

Uzun vadeli hedefiniz bulunduğunuz işte üst düzeylere çıkmak, kendi işinizi kurmak ya da daha farklı bir işe girmek ise, kısa vadeli hedefleriniz arasında o gün işinizde daha güleryüzlü olmak bulunabilir. Aynı şekilde uzun vadeli hedefiniz iyi bir eş ve iyi bir baba olmaksa, kısa vadede o gün eve gelince çocuğunuzla daha çok ilgilenmek, eşinize seveceği bir hediye getirmeyi ya da farklı güzel bir sözle hitap etmeyi hedefleyebilirsiniz.

Hedefiniz varsa umudunuz var demektir. Umudunuz varsa, kendinizden ümitli ve kendinizle barışıksınızdır. Her gerçekleştirdiğiniz hedef, sizi sonraki hedeflere doğru ateşleyecektir. Hedefleri için doğru bir şekilde çabalayan kişiler, karşılaştıkları her zorluktan bir şeyler öğrenirler ve sınavları teker teker aşarak, bilgelik düzeyine ulaşırlar. Toplum olarak ideallerimizi belirleyip, onlara ulaşmak için hayata asılmamız gerekiyor, birey ve toplum olarak.


4-Arzularını Dizginlemek De Bir Gelişimdir

Popüler psikolojide insan aklının tetiklenmesi ve insan iç dünyasında motivasyonunun artması için “insanın kendini beğenmesi” teşvik edildi. İnsana ham iyi duyguların bilinçsiz bir biçimde verilmesinin birçok sakıncalarını son yıllarda görmeye başladık. Pozitif düşünce bilinçli bir çerçeve içinde insan psikolojisi üzerinde bilgisi olmayan kişilerce verildiğinde veya kişiliği hazır olmayan bir insana verildiğinde mantık hataları yapılmaya başlanıyor.

Yanlış uygulamalar sonrasında daha iyi bir iş bulma arzusu ile işinden ayrılan, eşinden boşanan, manik bozukluk hastalığı tablosu ile psikiyatri kliniklerine başvuran olgulara sıklıkla rastlamaya başladık ne yazık ki. İnsana özgüven aşılayıp onu tetiklemekte kullanılan yöntem “olumluyu kabul edip olumsuzu atmak”tır. Bu teorik olarak çok mantıklı görünmesine rağmen pratikte hiç de gerçekçi değil. Çünkü insan ruhu, birbiri ile çelişen ve çatışan dürtü ve düşüncelerin bir karmaşasından meydana gelmektedir. İnsan her zaman kendini iyi hissedemeyeceği gibi her zaman kötü de hissedemeyecektir. Kendisini kötü hissettiren her dürtü ve olayı duygusal taciz olarak düşünüp onu reddetmek ve yok saymak yıkıcı bir güç haline dönüşüyor. Kişisel gelişim metotları doğru kullanılmadığında ortaya burnu büyük, içindeki olumsuzlukları çevreye veya geçmişindeki insanlara yansıtan pasif-agresifler çıkıyor. İnsanları iş hayatında veya özel yaşamında iyi ve başarılı yapmak için “kendini beğenmiş pasif-agresifler” ortaya çıkarılmamalıdır.

Kanaatimce NLP gibi popüler psikoloji ile uğraşan kişilerin bilmesi gereken şey şudur: Asıl başarı çelişkili içgüdü,duygu,dürtü ve düşünceler yığınını işleyip, hamur haline getirip etik ve üretken bir biçimde düzenleyip kişinin ihtiyacına sunmaktır.

Böyle becerisi olmayanların bu işe soyunması, berberin ameliyat yapmasına benzer. Bu bakımdan kişisel gelişim metotlarının nasıl kullanılacağı konusu gerçekten çok önemlidir. Bunun doğru yapılmasının ilk basamağı insan psikolojisi, kişilik yapılarının dikkate alınmasıdır; her insanın ayrı bir dünya, farklı bir yapı olduğunun unutulmamasıdır.

Bütün insanlar biyolojik olarak cinsel arzular, barınma, sağlıklı yaşama ve saldırganlık dürtüleri ile donanmışlardır. Her insanın utanç verici ve uygunsuz arzularıyla birlikte sağlıklı ve güven içinde yaşama isteği vardır. Uygunsuz dürtülere dur demeyi ve onu denetlemeyi öğrenmek, daha iyi yaşamak için sağlık kurallarına dikkat etmek ruh sağlığını önemsemek ve psikolojiyi iyi tutmak kişilik gelişiminde çok önemlidir. Kendisini geliştirmeyi önemli bulan kişiler daha rahat, sağlıklı ve bilgece yaşamak için eğitime gereken değeri verir, saldırganlık dürtülerini de yanlış kullanmaktan sakınırlar.

Sürekli gelişmeyi, kendini aşmayı hedefleyememiş insanlar kendilerini kırgın, ihanete uğramış, yanlış anlaşılmış ve suçlu hissettikleri zaman çeşitli kisveler altında saldırılar yaparlar. Gülerken ısıran kişiler genelde bunlar arasından çıkar. Bu bakımdan kişilerin kendilerini eğiterek olumsuz duygularının farkındalığını sağlayıp kabullenmeleri çok yararlıdır. Bu olumsuz duygularını ifade edebilmeleri çözüm yolunu açar.

Bu kişiler sadece sağlıklı yaşamak için değil ego doyumu olarak saldırganlık dürtülerini, kin, öfke, kıskançlık, düşmanlık gibi duygularını başkalarına yöneltmekten kendileri alıkoyarlar. Bununda ilk adımı değişmeyi istemek ve bunun için uğraş vermektir. Benlik algısı, ideal ben, benlik saygısı kavramlarını bilerek kişisel gelişim çalışmasına başlamak gerekir. Benlik algısı kişinin o anda kendini değerli, değersiz, yeterli, yetersiz, seven, sevilen olarak algılayabilme gibi kendini tanıma kapasitesidir. İdeal ben kişinin ego idealindeki hedeflediği benlik imajıdır. İkisinin sınırlarını gerçekçi olarak görebilmek benlik saygısını oluşturur. Kişisel gelişimle uğraşanların bu gerçeklik duygusunu bozmamaya özen göstermeleri gerekir.


Dr.Murat Eren ÖZEN, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı (Psikiyatr)

www.stres112.com   www.twitter.com/muraterenozen

Özel Adana Hastanesi, Büyükşehir Belediyesi Karşısı

0322 459 22 22