DİKKAT EKSİKLİĞİ

DİKKAT NEDİR?

Dikkat, bir kişinin okuma-yazma öğrenmeye başladıktan sonra değerlendirilebilecek bir parametredir.
Dikkat, okuma-yazma yazma öğrenmemiş veya okuma yazma öğrenmeye başlamamış kişi için değerlendirilecek bir sorun OLAMAZ!
Dikkat'in tanımı şöyle yapılabilir;

-bir ders süresi kadar ders başında mola vermeden kalabilmektir.
-bir ders süresi boyunca sıkılmadan yapılması gereken ödevi yapabilmektir.
-bir ders süresi boyunca şunlar yapılıyor ve aralar/molalar veriliyorsa dikkatin bozuk olduğundan bahsedilir;
su içme, tuvalet ihtiyacının gelmesi nedeniyle sıklıkla tuvalete gitme, dolaba giderek birşeyler yemek-içmek için ara verme, televizyon seyretmek için veya duyulan telefon-kapı-içerideki odadaki konuşmaları duyarak ara verme şeklinde, sıkıldığı için bilgisayara veya odadaki başka birşeyle ilgileniyorsa
Bir kişi/öğrenci sorumluluğunu bilmiyor ve başkası tarafından ödevleri veya yapması gerekenler konusunda uyarılarak yaptırılıyorsa dikkatin iyi olmadığını göstermektedir.

Kişi/öğrenci kendiliğinden derslerini, ödevlerini yapmak istemiyor ve öncelikli olarak kendi istediği şeylere yöneliyorsa (televizyon seyretme, bilgisayarla oynama, telefonla mesajlaşma, dışarıdan içeriye oyun oynamak için eve girmeme, sürekli arkadaşlarının peşinde olarak evden uzaklaşma, evde sürekli sıkılma, ödev başına oturunca sıkılma) dikkatin kötü olduğu söylenir.

Küçük yaştaki dikkat eksikliği olan çocukların ders başına oturmaları güç olabilmektedir. Tek başlarına oturmakta güçlük çektiklerinden anne veya babadan birisi mutlaka yanında oturmak durumunda kalabilir. Sanki zorla oturtuluyor gibidir. Sorumluluk bilinmez adeta öğretilir. Bazıları da sıkıldığı için anne-babadan birisini isteyebilir. Hem sorumluluk sahibidir hem de tek oturduğu zaman sıkıldığından yanında birisinin olması sıkıntısını azaltıyor gibi gelir ve yanında birisi olmayınca ders çalışamazlar.

Bazen aşırı kaygı duyan çocukların dikkatleri değil aslında sürekli endişe onların dersleri yanlış yapacakları veya doğruyu yapma konusunda sonuç alamayacaklarını düşündürür ve yanlarında birinin olması ile güvenleri artar. Güven duydukları için de rahatlıkla derse oturabilirler. Ancak kaygılı olan çocukların kafalarında hep başaramama veya yapamama kaygısı olduğundan çalışılan ders tam olarak akılda tutulamayabilir. İyi çalıştıkları, uzun süre oturdukları halde heyecan nedeniyle hafızalarında tutamazlar.

Dikkati bozuk yani dikkat eksiklği olan kişilerin en büyük sorunlarından birisi de kitap okumamalarıdır. Kitap okuma konusunda çok istekli olmadıkları gibi söylendiği zamanlarda da kısa okumalarla geçiştirilir. Ayrıca, yaşa göre uygun sayfada kitap okuma alışkanlığı da edinemezler. Kitap okuma alışkanlığı belli zaman aralıklarında belli sayfada kitap okumayı ifade eder. Bir günde 70sayfa kitap okuyup sonrasındaki 10gün boyunca kitap okumama alışkanlık olarak kabul edilemez. Başkaının uyarısıyla kitap okumak, ödev olarak verilen kitabı okumak ve onun özetini çıkarmak da alışkanlığa girmez. Yatarken 3-5sayfa kitap okumak, yatarak veya televizyon karşısında kitap okumak da dikkati iyi olmayanlar için alışkanlık anlamına gelemez. İyi bir okuyucunun yatarken kitap okuması ise burada dikkat bozukluğu gözlenen kişiler için verilen örnekten farklıdır ve onun için yanlış olduğu söylenemez. Kitap okuma alışkanlığı olmayan kişiler yatmadan önce kitabı ellerine aldıklarında hemen uykuları gelebilir ve 1-4sayfayı geçemeyen ve anlamadan geçiştirilen sayfalar anlamına gelir.

Dikkati bozuk kişiler sürekli olarak ders yapma isteğinin olmadığından bahsederler. Sürekli söz vererek ders çalışacağını söyleseler de bir türlü dersler konusunda sorumluluk sahibi olmadıklarını gösterirler. Sorumlulukları hatırlatıldıklarında da  şu cümleleri kurarak sorumluluklardan kaçabilirler; 'dersimi yapacaktım ama bana hatırlatıldığı için sinirlendim yapmaktan vazgeçtim', 'benim canım isterse yaparım', 'plan kurdum mutlaka zayıflarımı kurtaracağım' diyebilirler, ncak bir türlü sonuç alınamaz. Sürekli süren hatırlatma ve sorumlulukları yerine getirmeme bir süre sonunda karşı gelmelere yol açmaktadır. Karşı gelmelerle beraber de zaman karşılıklı tepkilere yol açtığından sorun var olandan daha da fazla hissedilmektedir. Yani, tepkiyi veren veya sorumluluğu hatırlatan kişi/anne-baba (daha çok anneler) yüz-göz olmaktadır. Çocuklarının bakımları ve günlük sorumlulukları ile daha fazla ilgilendikleri için de en çok ANNE'ler sorunun içinde daha fazla bulunduklarından durumun da farkına erken varmaktadırlar, dolayısıyla anne 'kural koyan-istenmeyen kişi' olarak görülmeye başlanır. Babalar da genel olarak sorumluluk hissetseler de konuya daha uzak oldukları için çocuklara yaklaşımları genelde nasihatler vermek şeklinde olmaktadır. Ancak, nasihatlerin bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkması konuyu daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir. Nasihatlerden pek birşey almayan çocuğun duyarsız tutumu karşısında gerginlik artabileceği için zaman zaman şiddete varan tepkiler de doğabilir.
Şiddet veya nasihatler düzeyinde olan uyarıların dikkat problemini çözebileceği çok da akıllıca ve mantıklı yaklaşım olamaz. Ancak bu şekilde yaklaşan ailelerin de kötü niyetle bunları yaptıklarını asla düşünmemelidir. Muhakkak ki, herkes çocuğunun iyi yerlere gelmesi için çaba harcamaktadırlar.
Okulda ders başarısının iyi olması dikkatin iyi olduğunu göstermeyebilir. Çünkü dikkat problemi yaşayan öğrenci/kişilerin 'dinleme ve görsel dikkatleri' genel olarak daha iyi olduğundan derslerde dinledikleri ve gördükleriyle yetinebilirler, bu da başarının belli bir süre veya sınıfa kadar olan başarılarının iyi olmasını sağlayabilir. Özellikle ilkokulun ilk üç sınıfında derslerin yoğunluğu daha az olduğundan ve dikkatin biraz zorlanması ile başarının kolayca elde edilebileceğinden dolayı ders notları beklenen kadar yüksek olabilir. Ne var ki, bazıları için ilk üç sınıf da sorunlu geçebilir ve zayıf notlarla dikkatin gerçekten kötü olduğunu ıspat eder.

İlokuldan başlayacak dikkat problemi özellikle de 4., 7. ve 9. sınıflarda kendini ortaya çıkarabilecek sınıflardır. Nedeni ise, bu sınıfların önceki yıllara göre derslerdeki yoğunlaşma ve zor branş derlerinin artışıdır. Bununla beaber illa ki bu sınıflarda başarı düşmeyebilir. Yani, 4., 7. ve 9. sınıftan hemen sonraki sınıflarda da kendini gösterebilir. Bazen ilkokulun ilk 5 yılı görülmeyen problem ortaokulla birlikte yani 6.sınıftan itibaren ortaya çıkabilir. Nedeni ise ortam değişikliği, farklı öğretmenlerin ve ders sayısının birden artması olabilmektedir. Artan ders sayısı ve daha fazla yazılı, daha fazla çalışma gereği stresi beraberinde getirip kaygıyı da artırabilir. Kaygı da yine dikkati bozabilir ki, bu da ayrı bir başlıkta yazılacaktır.
Bazen dikkatin bozulduğunu gösterebilecek belirti de kitap okuma alışkanlığının belli bir yaşta birden kaybolmasıdır. Kitap okumakta zorlanan kişiler dikkatlerinin bozulmasının farkına varamazlar, sadece kitap okuma isteklerinin azaldığından veya sıkıldıklarından bahsedebilirler. Böylece derslere olan ilgi, istek de azalmış olarak tespit edilecektir.

Küçük yaşlarda ne de güzel kitap okuyan, ne de güzel notlar alan, söylemeden ders başına oturmakta zorlanan birisi (öğrenci) bunları yapamaz hale gelirse bilin ki dikkat problemi artık çözülmesi gereken bir sorun haline gelmiştir.
Gazete okuyup okumadığını sorduğumuz öğrenciler daha çok spor sayfalarına baktıklarından bahsederler. Bunun yanında başsayfadaki önemli haberlerin daha çok da büyük resimli olanların altındaki büyük harflerle yazılmış kısımlarını okuduklarını, çoğunlukla magazin program veeya haberlerinin olduğu ekleri veya sayfaları okuduklarını söylerler.
Gazete okumak elbette ki küçük çocuklar için önemli bir dikkat kriteri olmasa da ilginç olayların dikkati çektiğini, renkli resimlerin daha çok ilgi uyandırdığını göstermesi açılarından önemlidir. Ancak,ilerleyen yaşla birlikte hala köşe yazılarını okuyaman veya ilgisini çekmeyen kişilerin dikkatlerinin iyi olmayacağı kesindir.
Kitap okumayan kişilerin en çok verdikleri cevaplar; 'kitap okumayı sevmiyorum, ilgimi çekmiyor', 'heyecan veren kitap bulamıyorum', 'sürükleyici kitapları hemen okurum', 'macera anlatıyorsa okurum' ve bazıları da 'bana göre kitap bulamıyorum' şeklinde olmaktadır. Kendi yaşına göre önerilen kitapları okumakta zorlanan kişiler/öğrenciler daha çok kitapların daha ilk 10-15sayfasında kitabı bırakırlar. Aileleri okumaları için verdikleri kitapları 'hiç olmazsa yatarken oku da alışkanlık edin' deseler de onlar yatıp da kitabı okumaya başladıktan sonraki ilk 1-5sayfa içinde uyuyakalırlar. Kendilerine göre heycan-macera içeren yazılmış kitapların olmamasının ifadesi bile dikkatin iyi olmadığını ve kitap okuma alışkanlığını olmadığını gösteren asıl cümlelerdir. Bazı anne ve babalar çocuklarına okuma saati düzenleyerek belli sayfa hedef gösterip okuma alışkanlığı edindirmeye çalışabilirler. Bunun da çoğunlukla sonuçsuz kalacağı açıktır. Çünkü öğrenci bunu zorlanarak yaptığından alışkanlık edinilemez. Aile bu konuda oldukça ısrar etse de istenen elde edilemez. Okuldan ödev olarak verilen kitapların okunması ve özetlerinin çıkarılması da kitap okuma alışkanlığına girmez. Hele okulda okuma saatlerinde öğrencilere kitap okumalarının sağlanması okuma alışkanlığını elde ettirmez. Bu konuda eleştiri yapmıyorum çünkü çocukların okuma alışkanlıklarını geliştirdiğine dair geçerliliği konusunda bir çalışmam bulunmamaktadır.

Dikkat eksikliği/bozukluğu olduğu düşünülen bazı çocukların ise aslında dikkatleri sadece ders başında uzun süre kalamadıklarından öyle zannedilebilir. Çünkü dikkatini toplayabilecek kadar uzun süre oturamazlar. Uzun süre oturamamanın nedeni de sıkılmadır. Bazen sadece hareketlilik yani hiperaktivite veya hiperaktivite belirtileri gösteren çocuklar çabucak sıkıldıkları için dikkat sanki bozukmuş gibi gelir. Hareketlerin kontrol edilmesi ve hareketliliğin gereken düzeye azaltılması dikkatin daha iyi olmasını sağlayabilmektedir. Burada bir nokta önemlidir, psikiyatride bu konular 3 başlıkta toplanır. Yalnızca 'dikkat eksikliğinin olduğu', yalnızca 'hiperaktivitenin olduğu' ve 'hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivitenin olduğu' 3 ayrı tanımlama vardır. Bazen bunların ayrımını yapmak güç olabilir. Tanı tedavinin ilerlemesi ile daha net bir hal alabilir.

Dikkat problemi olanların uyku problemleri de sıklıkla olmaktadır. Dikkati iyi olmayan çocukların veya ergenlerin uyumakta zorluk çektikleri de veya erkenden uyudukları da görülmektedir. Uykunun fazla olması özellikle ders çalışmak için zaman ayrılamamasına yol açarken sabahları da güç uyanılmasına, zorlanarak uyandırılmasına rağmen halen uyku uyumamış gibi hissedilebilir. Okuldan geldikten sonra uyumak için hemen boşluklar değerlendirilebilir. Ders yoğunluğu arttıkça da uyku daha erken gelebilir. Uyumakta zorluk çekenlerin de zamanları yine ya yatakta uyumak için geçen süre ile harcanmakta veya televizyon, bilgisayar veya ellerindeki cep telefonu ile zaman geçirilebilir. Sıklıkla bu kişilere kitap okuması veya ders çalışması söylenirse uykularının hemen geldiği görülebilir. Hem geç uykusu gelenlerin hem de erken ve/ya fazla uyuyanların sabahları kalktıklarında yorgun hissettikleri sorulduğunda öğrenilir.

İştah problemlerine bakıldığında dikkat eksikliği/bozukluğu olanlarda farklılık görülebilir. sıklıkla küçük yaşlarda tespit edildiğinde dikkati bozuk olanların hareketli oldukları da görüldüğünden iştahsızlık veya seçici iştah görülebilir. İştahın artırılması veya vitamin takviyesi dikkati düzeltebilir. Sadece bazı yiyeceklere yönelerek beslenme kabul edilemez. Ev yemeklerinin düzenli olarak yedirilmesi esastır. Gerekenler de evde pişen/yapılan yemeklerde vardır. Hazır yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Dışarıdan yenecekse de haftada 1 defa olabilir. Evden yemek yemediği zaman istediği yiyecekler önüne sunulmamalıdır. Açlıktan kimsenin ölmediği düşünülürse yemek alışkanlığı da böylece biraz zorlamayla sağlanabilir.
İştahı fazla olanların ise önemli derecede dikkat problemi görülmektedir, tabii ki şart değildir. Fazla yemek yiyenlerin ders başına oturduklarında ilk akıllarına gelen birşeyler yemek olmaktadır. Çünkü ders çalışmak sıkıntı vermektedir ve sıkıntı da iştahı artırmaktadır. İştah arttıkça da uyku kalitesi bozulacaktır, yorgun uyanma ortaya çıkacaktır.

AKSİNE; kitap okuma alışkanlığı olan bazı öğrenci veya kişilerin özel zevki sadece veya zevki kitap olabileceği için dikkat bu kişilerde bazen bozuk olabilmektedir. Yani, tersinden söylemek gerekirse; dikkat bozukluğu olan kişilerin çok az bir kısmında kitap okuma alışkanlığı olmaktadır. Sadece zorunlu olan derslere karşı dikkatin iyi olmadığı görümektedir.

Toplamda düşünüldüğünde yukarıda paragraflarda anlatılan genel tanımlamalra uymayan ve dikkatleri iyi olmayan kişi/öğrenci olabilir. Herkeste farklı görünümler olabilmektedir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ

Toplumda aşırı hareketli, yerinde duramayan, kırıcı ve yıkıcı davranışlarda bulunan, arkadaş çevresiyle kolay iletişim kuramayan, her ortamda bir şekilde sorun çıkaran çocuklara yaramaz, haylaz şımarık der yaftayı yapıştırır, problem çocuk olarak ilan edip topluma adaptasyon güçlüğü çeken çocuğa yardım edeceğimiz yerde çıkmaza sokarak birey olmasını engeller tomurcuk açmadan gülü avucumuzda tek hamlede harcarız.
Bu tarz davranışlar gösteren çocuklara şefkatle, yardım amaçlı yaklaşıp, bir uzmana başvurduğumuzda pek çoğunda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısıyla yüzyüze geliriz.

Çocuğumuzda DEHB olup olmadığını nasıl anlayacağız!
DEHB olan çocuklar dürtülerine göre hareket ederler, davranışlarının sonuçlarını düşünmez, ne isterse istesin, zaman mekan ne olursa olsun yapmayı düşündüğünü anında eyleme dönüştürür.

Dikkat çekme arzusuyla başkalarının sözüne karışır, söz keser, düşünmeden konuşup yanlış şeyler söyler ve sosyal anlamda problemlere yol açarlar. Arkadaş edinmeye çalıştıkça yaptığı hatalar nedeniyle dışlanır, yalnız bırakılırlar.

Dürtüsel ve hiperaktif davranışları sebebiyle akranları arasında sivrilip göze batarlar. Yetenekli, zeki olabilirler ancak dikkatlerini yoğunlaştıramadıkları için; öğrenme güçlüğü çekerler (pek çoğunda da özel öğrenme güçlüğü vardır); yüzme, bisiklete binme gibi motor aktivitelerin kazanımında olduğu kadar okuma yazmada da zorlanırlar. Çevredeki sesler, hareketler dikkatlerini kolayca dağıtır; öğretmenin verdiği bilgileri yakalayamaz. Eğer çok parlak öğrenci değillerse sınıfın gerisinde kalır, bir kere geri kaldıklarında da akranlarını yakalamakta zorluk çekerler. El yazıları oldukça düzensizdir.

DEHB olan çocuklar evde de sorunlara yol açarlar; çok konuşur, gürültü ve ağız dalaşı yapar, enerjisi bitmez, hiç uykusu gelmezmiş gibi sürekli hareket halindedir. Etrafındaki insanların yorulmasına kronik yorgunluk çekmesine, herkesin kendisinden şikayetçi olmasına neden olurlar.
Uzun süre oyuncaklarıyla tek başına oynayamaz, çoğunlukla da oyuncaklarını daha alındığı ilk günden kırarlar. Televizyon seyredemez, seyretse de daha çok hareketli (silah, şiddet içeren) filmler seyreder. Uğraşılarına konsantre olamaz.

Arkadaş bulmada da zorluk çekerler. Etrafa zarar veren davranışları, uzun süre oyuna devam edememesi, sık sık ağız dalaşı yapması, kuralları kendi lehine değiştirmesi dışlanmasına sebep olur. Arkadaş bulursa da buldukları genellikle yanlış, uygunsuz, çocuğu olumsuz yönde etkileyecek kişilerdir. Arkadaşı da büyük olasılıkla kendisi gibi hiperaktif bir akranıdır. Eşyalara zarar verme eğilimindedirler; kırılıp dökülmedik oyuncak, ev eşyası bırakmaz.
Kısacası Ailenin, sınıfın, arkadaş çevresinin problem çocuğudur.

Hiperaktif Çocuğa Nasıl Yardım Edelim?

Bu aşamada bir uzmana ihtiyaç vardır. Psikiyatri uzmanı doktor tarafından muayene edilen; daha önce bahsettiğimiz davranışları sergileyen çocuğa DEHB tanısı konduğunda ailenin uzmandan yardım isteyip birlikte tedavi yoluna gitmesi şarttır. En doğrusu aile, öğretmen ve doktorun bir arada eyleme geçip çocuğa yardımcı olmasıdır.

Aile öncelikle sabırlı olmalıdır. Çocuğun davranışları anne babayı kızdırmak için bilerek yapılmış yaramazlık olarak değil bir rahatsızlık belirtisi olarak algılanmalıdır.
İstenmeyen davranışın hemen ardından yanıt verilmelidir. Zamanlama çok önemlidir. Verdiğiniz yanıtın şeklinden çok ne zaman verildiği daha önemlidir.
Amaç; ödülün davranışın hemen ardından gelmesidir.
Olumsuzdan çok olumlu yanıtlar kullanılmalıdır. Bu çocuklar; o kadar sık yanlış yaparlar ki dikkat daima yanlışlar üstünde odaklandırılırsa sürekli ceza vermek gerekir. Halbuki asıl olan olumsuzdan çok olumlu yanıtların kullanılmasıdır. Olumlu davranışların ardından somut ödüller verilmelidir; güzel bir kalem, sevdiği bir yiyecek, kitap gibi. Tabii ödüllendirmede tutarlı olmak şarttır. İyi, uygun davranışlara daima olumlu yanıtlar vermek lazımdır.
Sürekli ödüllendirip, yanlışları sürekli göz ardı etmek de benimsenmemelidir. Aile ve öğretmen tarafından verilecek olan orta düzeydeki cezalar (yalnız bırakma, ara verme, bir ödülü iptal etme, sevdiği çizgi filmi izlemesine izin vermeme, gibi…) da yararlı olacaktır. Ancak cezalandırma yolu az ve dikkatli bir şekilde, sürekli bir ödül programıyla birlikte kullanılmalıdır

Çocuktan yapması beklenen uygun ve iyi davranışlar açık ve net olarak ortaya konulmalı, zaman sınırlaması getirilmelidir.(örneğin; yarım saat içinde odanı toplamını bekliyorum. Bir saatte ödevini bitirmeni istiyorum. Bir saat sonra oyunu bitirip eve geleceksin, gibi…) Okulda çocuğu en iyi şekilde gözlemleyip davranışlarını yorumlayacak kişi öğretmenidir. Her öğretmen aynı zamanda bir eğitmendir. Eğitmen aileninkine paralel davranışlar göstermeli; uygun davranışlara olumlu cevaplar vererek çocuğun özgüvenini pekiştirmeli, çocukla empati kurma yoluna giderek çocuğun sorunun üstesinden gelmesinde aileye yardımcı olmalıdır.
Hiperaktif Çocuğun Tedavisi Nasıl Olmalıdır?
Uzman doktor tarafından yapılan terapi destekli medikal tedavi esas alınarak aile, eğitmen, doktor üçlüsü birlikte hareket etmelidir. Aile önemli bir oynamakla beraber, özellikle ders başarısı düşük çocuklarda olmak üzere öğretmene de büyük görevler düşmektedir. Örneğin; dikkat eksikliği olan çocuk daha çok ön sıralarda oturtulmalı ve ders sırasında sık sorulan sorularla dikkati derse çekilmelidir.

DEHB olan çocukların içinde enerjilerinin çok yüksek olması ve bu enerjinin dışarı atılması amacıyla çok hareket ettikleri şeklindeki düşünceler yanlıştır. Bu görüş doktor olmayan ve sadece “sözde” terapi yaparak tedavi etmeye çalışan ve işin ehli olmayan, hasta bakma ve muayenehane açma yetkisi olmayan meslek grubu tarafından (yani, eğitim fakültesi mezunu olan ve eğitimleri boyunca hasta görmemiş, ilaç eğitimi almamış kişiler) savunulur. Ancak enerjinin bu derecede hareketlerle dışavurumu çocuk tarafından yönlendirilen davranış değil DEHB diye bilinen bozukluk nedeniyle, yani istem dışı olan bir durumdur.
Rahatsızlık/Bozukluk tedavi edildiğinde aşırı olan hareketlilik azalacak ve dikkat istenen düzeye gelecektir.

İlaçların Riski Var Mıdır?

DEHB tedavisinde verilen ilaçlar bağımlılık yapmaz! beyin hücrelerini öldürmez! Kısırlık yapmaz! Çocukları Donuklaştırmaz! Bunların tersini savunanlar ilaç yazma yetkisi olmayan meslek grubuna ait kişilerdir! İlaç istenmeyen hareketleri azaltır, istenen ve beklenen düzeye getirir. Çocuğun ilaç sonrası davranışları ise çocuğun hastalıksız olması gereken davranışlarıdır! İlacın kalıcı etkileri yoktur, zaten ilaç ağızdan alındıktan 5 (beş) saat sonra vücuttan tamamen atılır!

DEHB olan çocuklara sevgi ve şefkatle yaklaşılmalı, çabası desteklenmeli ve bu da hissettirilmelidir. Dışlamak tomurcuğun yapraklarını koparmak, sorunu görmezden gelmekse güle dönmeden tomurcuğu elimizle dalından koparmaktır. Gül bahçenizi hiçbir zaman soldurmamanız dileğiyle

Dr.Murat Eren ÖZEN, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı (Psikiyatr)

www.stres112.com   www.twitter.com/muraterenozen

Özel Adana Hastanesi, Büyükşehir Belediyesi Karşısı

0322 459 22 22