ÇOCUKLUK SORUNLARI

ÇOCUKLUK PROBLEMLERİ

Aşağıda sık karşılaşılan çocukluk problemleri yer almaktadır.

1-Normal Ruhsal Gelişim
2-Kekemelik
3-Altını Islatma (Enürezis nokturna) ve Dış Tutamama (Enkoprezis)
4-Parmak Emme
5-Tırnak Yeme
6-Otistik Bozukluk (Otizm)
7-Boşanan Çiftlerin Çocukları
8-Seperasyon Anksiyetesi (Ayrılık Kaygısı Bozukluğu)
9-Çocuk ve Gençlerde Bipolar (İkiuçlu) Bozukluk

1-RUHSAL VE CİNSEL GELİŞİM;
BABALAR, ANNELER VE ERKEK ÇOCUKLAR
Günümüzde sıkça TV ekranlarında karşımıza çıkan, kimimizin onaylayıp,kimimizin onaylamadığı,garipsediği, kimimizin kızıp,kimimizin ilgi ile izlediği ama olayların derinliğine araştırıldığında büyük acı ve hayal kırıklıklarının yaşandığı bir durumdur cinsel kimlik bozuklukları.
Cinsel kimlik bozukluğu yaşayan çocuklar ve gençler aslında büyük bir yalnızlık ve sevgi açlığı içindedirler, çocukluklarından ileri yaşlara dek. Baba uzaktır kendilerine, yargılayıcı ya da aşağılayıcıdır. Zaten hiç yanına alıp arkadaş gibi konuşmamıştır. İşten gelir, kahveye gider, bir gün olsun yanına alıp beraber gezmemiştir kendisi ile, “aslan oğlum benim” dememiştir hiç, işten gelince almamıştır kucağına, “bugün evde ya da okulda neler yaptın, neler öğrendin”  dememiştir.
Bu konuda elbette en büyük rol babalara düşmektedir. Babalar çocuklarını etkilemeli, her yönleri ile örnek olmalıdır. Babalar eğer yeterince sürede ya da kalitede çocuklarının yanında değilse,  çocuklar ya  karşıt  cinsi  yani annelerini örnek almakta ya da çevrelerindeki güçlü gördükleri ancak olumsuz özellikleri olan kişileri örnek almaktadırlar. Bu yanlış kişiler de ya saldırgan kişilerdir ya da dışı cilalı içi boş kişilerdir.
İdeal babanın görevleri:
Baba  eşi ve çocuğunun yanında elinden geldiğince çok vakit geçirmelidir. Kendi zevki için eşi ve çocuklarının geleceğini dolayısı ile kendi uzun erimli mutluluğunu yakmamalıdır.
Çocuğu ile daha çok vakit geçiren baba, çocuğuna yapması gereken sorumlulukları öğretmelidir. Bu da söylemekle değil, çocuğunun yanındaki davranışları ile gerçekleşir. Bu şekilde çocuk babasından gördüğü erdemli davranışları taklit edecektir.
Baba oğluna , kendi cinsiyetine uygun rolde oyunlar öğretmeli ve bu oyunları onunla oynamalıdır. Bunlar çocuğunun ilgisine ve babanın mesleği ya da hobilerine göre sportif oyunlar, müzik ya da sanatla uğraşı, bahçe işleri vb olabilir. Çocuğunuza ne kadar yakınsanız o da sizin meraklarınıza o denli olumlu yaklaşacak ve çok şey paylaşabileceksinizdir.
Çok eskiden Orta Asya Türkleri döneminde babanın çocuklarına karşı olan yükümlülükleri arasında ata binmeyi, ok atmayı, yüzmeyi öğretmek gelirmiş. O dönemlerde kendisi ve ailesini korumak, hayatını kazanmak, bedensel ve beyinsel gelişimini arttırmak için bu aktiviteler gerekli görülürmüş. Günümüzde ise, çocuğun yaşına göre bisiklete binmesini , basketbol, futbol,yüzme vb. sporları ;satranç, dama gibi yaşıtları ile vakit geçirebileceği oyunları öğretmek uygundur. Ayrıca baba çocuğuna bakkal ya  da marketlerden alışveriş yapmayı, para hesabı yapmayı, görgü kurallarını, varsa bahçe bakımı ya da bilgisayar kullanımını öğretmelidir. Baba çocuklarına sadece güç ve otorite gibi kaba tavırları kullanmak yerine, şefkat ve sevgi ile yaklaşımı esirgememelidir. Sevgi göstermek sadece kadınlara ait bir yaklaşım değildir. Sevginiz göstermek, zaman zaman özür dilemek onur kırıcı bir davranış değil, tam aksine sizi onun gözünde yükselten bir unsurdur.
Erkek çocuğunu belli bir yaştan sonra baba yıkamalı,onu evde olduğu vakitlerde tuvalet alışkanlığını kazanana dek, tuvalet alışkanlığına  yardımcı olmalıdır. Mümkünse baba onu gelecekte birlikte yapabilecekleri aktiviteleri anlatan öykülerle uyutmalıdır. Zaman zaman kendi işini engellemeyecek şekilde işyerine götürmeye çalışmalıdır.
Baba çocuğuna kendi küçüklüğünün eğlenceli ve komik olaylarını  çocuğuna hoş bir şekilde anlatmalı, baba kendi babasını, annesini ve kardeşlerini güzel bir şekilde tanıtmalıdır.  Çocuğunun belli bir konuda zorlandığı durumlarda ona, kendisinin de benzer durumlarda küçüklüğünde zorluklar yaşadığını ,ama çalışarak bunların üstesinden geldiğini,onun da  kendisine benzediği için bu durumlardan kolayca sıyrılabileceğini belirtmelidir.
Hedef daima  uzun vadeli olmalı , herkes çocuğunun kendisi, ailesi, ülkesi ve hatta tüm insanlık için faydalı bir kişi olmasını hedeflemelidir. Her nesil kendinden daha iyisini yetiştirmekle yükümlüdür. Bunu yapabilenler görev ve sorumluluklarını yapmış demektir. Bunu gerçekleştiremeyenler başarısızdır. Bunu gerçekleştirmek için ilk adım çocukla daha çok ve güzel vakit geçirmekle, doğumundan itibaren bakımına ve eğitimine bizzat katılmakla olur.
Çocuk aynı çiçek gibi ilgi ve sevgi ile büyür. Çocuk aşağılanmamalı, hafife alınmamalı, fiziksel güç kullanılmamalıdır. Bir Balkan atasözüne göre“Aslan oğlum diyenin oğlu aslan olur, aptal oğlum diyenin oğlu aptal olur”. Saygı uyandırmak için araya uzak mesafeler konmamalıdır. Baba neyi söylemek istiyorsa, araya başka aracı koymadan açık kalplilikle ve yumuşak bir üslup ile belirtmelidir. Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır derler.
Çocuktan yaşına göre kaldıramayacağı ağır beklentiler içinde olmak da uygunsuz bir yaklaşımdır. Bu durumda çocuk sürekli olarak yetersizlik duyguları içine girecek ve babayla olumlu ilişki kuramayacaktır.
Baba çocuğunun yanında başkaları ile tartışmamalı,kendisini küçük düşürücü durumlara girmekten kaçınmalıdır. Çocuğun babasını daima örnek alabilmesi için babanın söz, davranış, kılık kıyafet ve sosyal ilişkilerinde kendine çeki düzen vermesi ve kendi tepkilerini kontrol etmesi şarttır. Baba kendini küçük düşürücü şeyler  yapmamalıdır.
Baba çocuğun pek çok konuda fikrini almalı,ona çocuk gibi değil, dost gibi davranmalıdır. Özellikle cinsel konulardaki sorular çocuğun başkalarından yalan yanlış öğrenmesine gerek duymayacağı derecede yeterli olmalıdır. Çocuğunun  bu ve benzeri türden sorularını geçiştirmemeli ve soru sorma, araştırma hevesini kırmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, çocuğunuzun robot gibi her şeyi ezberlemesinin ve araştırıp sormamasının temeli, sadece okul döneminde değil, ne yazık ki  başlangıçta sizin bu konuda onun gelişimini önlemenizle atılmaktadır. En yoğun öğrenme dönemi  doğum sonrası yedinci saatten yedi yaşa dek olan dönemdir. O yüzden bu dönemi o gurura heba etmeyin.
İdeal anneye düşen görevler:
Anne babanın varlığı ya da yokluğunda çocuğuna, babaya yönelik olumsuz ve aşağılayıcı ifadeler ( ki buna olumsuz hitapların olduğu şakalar da dahildir) kullanmamalıdır.
Anne oğluna, “sen baban yokken erkek olarak babanı temsil ediyorsun şeklinde onurlandırıcı ifadeler kullanabilir. Ancak burada kantarın topuzunu kaçırmamalı, çocuğun her istediği yapılacak gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Çocuğun her şeyin bir sınırı olduğunu,demokrasinin  herkesin her istediği şeyi yapması ,başkasının özgürlüklerini sınırlamak anlamına gelmediği öğretilmelidir.
Anne, babadan farklı ve tam tersi yönde şekilde çocuğa çifte mesajlar vermemelidir. Tepkiler ve yaklaşımlar aynı yönde olmalıdır. Aksi halde çocuğunuz sizi kullanabilir, bu da hem onun gelişimini olumsuz etkiler, hem de sizin otoritenizi sarsar.
Anne başkalarının kendi oğlunu daha çok küçük yaşta olsa bile, herhangi bir şekilde makyaj yapmasını, bayan giysi ya da takıları takma girişimlerini engellemelidir. Kendisi de “benim kız çocuğum yok” diyerek erkek çocuğunun saçlarını örmeye , toka takmaya  çalışmamalıdır.
Anneler çocuklarına kendi beğendikleri pembe, kırmızı gibi renkli giysiler değil, babasının giydiği renkte, daha cinsiyete uygun giysiler seçmelidir.
Anneler oğullarına bebek, oyuncak fırın, ocak, ütü, tencere, tabak vb.  gibi kız çocuklarının yeğleyebileceği oyuncaklar yerine, arabalar, gemi ve uçaklar gibi daha cinsiyetlerine uygun oyuncaklar seçmelidirler.
Çocuğa her elbise giydirişinde “ bak ne güzel , baban gibi oldun, sana ağabey, baba giysileri aldım” şeklinde yaklaşımlarda bulunmalıdır. Anne oğlu yanında giyinip, soyunmamalı, onun yanında  makyaj, banyo yapmamalıdır. Anne çocuklarını sürekli olarak kadın toplantılarına götürmemeli, daha çok yaşıtı çocukların olduğu park vb yerlere götürmelidir.
Anne oğluna “baban bana şöyle söylüyor, böyle davranıyor, bütün erkekler hep aynıdır” gibi sözler söylememeli, onların yanında yakınıp ağlamamalı, oğullarını kendi bireysel ya da ailesel çatışmalarını dinleyecek terapistler haline getirmemelidirler.
Anne ve babaya birlikte düşen sorumluluklar:
Anne babasından göremediği sevgiyi bulmak için oğluna aşırı derecede yapışmamalı, kendi yaşıtları ile ilişkisini korumalıdır. Aksi halde çocuk kendi kişiliğini geliştiremeyecek, okula gitmesi, kız arkadaş bulması, evlenmesi  zorlaşacak ya da anneye bağımlı hale gelecektir.Anne ve baba, eğer aile büyükleri çocuğun gelişimine müdahalede bulunuyorsa, bu duruma engel olmalıdırlar. Çocuğun (eğer ekonomik durum uygunsa) kreş  ya da anaokuluna verilmesi uygundur. Eğer anne-baba arasında sorunlar varsa, çocukla iletişim sorunları varsa, çocukları uygunsuz davranıyorsa, arkadaşları tarafından alaya alınıyorsa ve bu nedenle çocuk evden çıkmak istemiyorsa  kendileri bir psikiyatr, çocukları ise çocuk psikiyatrı ile görüşmelidir.

*******************************************************

2-KEKELEME

Kekemelik terimi sözel iletimi sıklıkla ve önemli ölçüde bozan konuşma kusurları anlamında kullanılmaktadır. Kekemeliğin en açık görülen özelliklerinden biri kelimelerin cümlelerin ve özellikle hecelerin tekrarıdır.
Tekrarlamalar özellikle çocuklarda normalde 4-5 yaşına kadar görülebilmektedir. Bu masum tekrarlarla kekemeliğin birbirinden ayırt edilmesi gerekmektedir. Çocuklardaki bu normal akıcılık kusurunun kekemelik haline gelmesinde ailelerin askı ve çocuğun bu konuşması üzerine toplamasıdır denmektedir.
Kekemelikte en önemli özelliklerden biri kelimelerin yada hecelerin tekrarlanmasıdır. Bazen harflerin çıkarılmasında da zorlanılabilir. Bir başka sorunda kekemelerin bütün gayretlerine rağmen hiç ses çıkaramama ile karakterize yaşanan bloklardır.
Bazen bu takılmalara eşlik eden motor hareketler olabilir. Bunlar ise basit göz kırpmalardan gözdede sarsılmalara kadar varabilir.
Kekelemeler daha çok:
- Hecenin yada kelimenin başındaki h sesinde görülür. Baştaki sessiz harf sesli harften daha zor çıkarılır.
- Cümlenin ilk kelimesinde daha çok görülür.
- Uzun kelimelerde kısa kelimelere göre daha sık görülür.
- Sessiz harften sesli harflere geçişlerde daha çok görülür.
Kekemeliği artıran durumlar:
- Telefon görüşmeleri,
- Bir isim söylerken,
- Önemli bir şey söylemek isterken,
- Zaman yetersizliğinde,
- Kekeleyen kişiyi zor anlayacağı düşünülen birileri ile konuşulduğunda
- Önemli bir şahıs ile konuşulduğunda
- Geniş bir dinleyici kitlesine konuşulduğunda
Kekemeliği değiştirme tedavisinde amaç:
Bu tedavide iki anahtar unsur vardır. Birincisi kişinin kekemeliğin daha az şiddetli olmasını öğretmek ikincisi ise kekemelik kokusunu azaltmak bu korkuya bağlı engelleyici davranışları yok edip sosyal yaşamdaki kısıtlayıcı özelliğini ortadan kaldırmaktır.
Kekemeliğin tedavisi özel eğitimle yapılmaktadır. Tek başına verilecek bir ilaç yoktur. Bazen aşırı anksiyete ve durumun oluşturduğu depresif durumları ortadan kaldırmak için ilaç kullanılabilir. Öncelikle kişinin kekemeliğinin tipi tespit edilip ona uygun bir eğitim programından geçirilen hastalar kısa bir süre içerisinde daha rahat konur hale gelmektedir. Kekemeliği tam manası ile yenemeyenler bile hiç olmazsa sosyal yaşamlarında bir miktar daha rahat olmalarını sağlayacak hale gelebilmektedirler.
***************************************************

3- A-  ENÜREZİS NOKTURNA
(ÇOCUKLARDA GECE İŞEMESİ / ALTINI ISLATMA)

İstem dışı olan idrar çıkışına enürezis denmektedir. Bu durum daha çok gece uyku esnasında oluştuğundan enürezis nokturna adını almaktadır. Ancak bu durumdaki çocuklarda teşhisin konulabilmesi için gereken yaş alt sınırı 5 tir.

Yapılan araştırmalara göre 5 yaşındaki erkek çocuklarda gece işemelerinin sıklığı % 7; kızlarda aynı yaşta % 3 olarak saptanmıştır. Bu oranlar 10 yaşında erkeklerde % 3’e; kızlarda % 2’ye düşmektedir. 18 yaşına gelen erkeklerde % 1, kızlarda ise biraz daha düşük bir yüzdede sürebilmektedir. Bu çocuklarda yaşıtlarına göre gelişimsel gecikmeler de saptanmıştır. 5 yaş sonrasında tedavisiz kendiliğinden iyileşme oranı % 5-10 arasında bulunmuştur.

Rahatsızlığın teşhisi için en az 3 ay süre ile haftada en az 2 kez idrar kaçırmanın olması ya da toplumsal, mesleki işlevsellikte, okul başarısında düşmeye ve sorunlara yol açması , kişinin 5 yaşından büyük olması gerekmektedir. Ayrıca idrar kaçırma durumu başka bir ilacın yan etkisine bağlı olmamalı, kişide idrar kaçırmaya sebep olabilecek bir hastalık olmadığı tespit edilmelidir (şeker hastalığı, ürolojik ya da nörolojik hastalıklar gibi).


Enürezis riskini arttıran durumlar:

-Yoğun psikososyal sorunlar içinde olan ve olumsuz çevresel koşullarda yaşayan çocuklar

-Baba ya da annenin boşanma ya da ölüm sonucu kaybı da önemli etkenlerdendir. Özellikle daha öncesinde idrar kontrolünün sağlandığı çocuklarda sonradan 5-8 yaşları arasında idrar kaçırma bu nedenle tekrar başlayabilmektedir.

-Yeni bir kardeşin doğması.

-Davranışsal bozukluklar gösteren çocuklarda mesane kapasitesinin daha sınırlı olduğu ve bu durumun daha sık gözlendiği saptanmıştır.

-Yapılan çalışmalara göre ailede anne, baba ve diğer akrabaların geçmiş yaşantılarında bu sorun var ise, çocuklarda da enürezis riski 5-7 kat artmaktadır.

Çocukta gece işemeleri varlığında yapılması gereken incelemeler:

Öncelikle idrar yollarında mikrobik bir durum varlığı, basit bir idrar tahlili ile araştırılabilir. Bu duruma idrar yollarının özelliği nedeniyle daha çok kız çocuklarında rastlanmaktadır. Daha nadiren rastlansa da idrar yollarındaki yapısal kusurlar varlığı radyolojik incelemeler ile belirlenebilir. Nörolojik muayene ve şeker hastalığı varlığı açısından kan şeker düzeyi araştırılmalıdır.


Çocuklarda veya nadiren ergenlik ve erken erişkinlik dönemlerinde görülen gece işemesinin tespit edilebilir başka bir nedeni yok ise; neden uykunun aşırı ağır olmasıdır. Bu durumda idrarın yeterince mesanede tutulmasına olanak veren “farkındalık” düzeyi uykusu ağır olanlarda bulunmaz. Kişi gece uyurken idrarının geldiğinin farkına varmadan, idrarını kaçırır. Gece idrar kaçırması olmayanlar ise idrarları geldiğinde sabaha kadar tutabilirler, veya hemen idrarlarını yapmak için tuvalete gidebilirler.

Burada, ağır uyku durumunda, mesanenin (idrar kesesinin) çıkışındaki idrarı tutan kas yeterince çalışmadığından, idrar tutulamaz ve idrar kaçırılır. Tedavideki amaç gece uykusunun ağırlığını yani derinliğini hafifletmektir.

Ağır uykusu olanlarda aynı zamanda da dikkat eksikliği problemleri sıklıkla da eşlik eder. Uykunun hafiflemesi yine dikkat bozukluğunu düzeltir.

Tedavi:

Yukarıda da belirtildiği gibi, tedavide amaç ağır olan uykunun hafifletilmesidir. Uyku süresi aynı kalabilir.

İlaç tedavisi yanında uygulanabilen psikoterapi, özellikle davranışsal sorunlar yaşayanlarda etkili olmaktadır. Bu özellikle sonradan başlayan idrar kaçırmalarında gereklidir. Diğer bir yöntem ise, ıslanmaya duyarlı nesnelerle döşenmiş olan özel donanımlı bir yatağın , ıslanma ile ikaz edici bir ses çıkarmasına ve kişinin bu durumu zaman içinde öğrenebilmesine dayanan bir sistemdir.


*     *     *     *     *     *

3- B-  ENKOPREZİS (DIŞKI TUTAMAMA)

Bu durum idrar kaçırmaya göre biraz daha sorunlu bir durumdur. En az 3 ay süre ile görülen ve en az ayda bir kez var olan dışkı kaçırma durumudur. Bu teşhisin konulabilmesi için çocuk 4 yaşından büyük olmalı, başka bir ilacın yan etkisine ya da başka bir hastalığa bağlı olmamalıdır.

Hastalık iki şekilde kendini gösterebilir. İlkinde kabızlık ve sonrasında buna eşlik eden aşırı miktarda dışkının boşalmasına bağlı tip ve diğeri bu durumun olmadığı tiptir. Kabızlıkla birlikte olan tip gündüz ya da gece olabilmektedir. Normalde tuvalet yapma esnasında çok az miktarda dışkı çıkışı gözlenir. Dışarıya çıkan dışkı şekilsizdir ve kabızlığın tedavisi ile büyük ölçüde düzelir. Diğer tipte dışkı şekillenmiştir. Dışkı barsakta belli bir yerde depolanır.

Bu durum barsak kontrolünün sağlandığı dönemde istemli olarak, uygunsuz yerlerde psikolojik nedenlerle dışkı depolanması ile kendini göstermektedir. İstemsiz olan şekilde barsağın son bölümündeki anüs çıkışını denetleyen kas dokusu halkasının yeterince kontrol edilememesi ile ilişkili bulunmuştur. Ayrıca kaygı ya da aşırı birikime bağlı olarak istemsiz dışkılama da görülebilmektedir.

Yapılan araştırmalara göre erkeklerde daha çok olmak üzere, 5 yaşındaki çocuklarda % 1 oranında görülebilmektedir.

Psikiyatrik kökeni açısından rahatsızlığın oluş sebepleri arasında aşırı gergin ve müdahaleci anne ve uzak duran kendini göstermeyen babanın varlığı; tuvalet terbiyesinin aşırı zorlayıp, cezalandırıcı bir şekilde çok erken yaşta gerçekleşmesi; nörolojik gecikme varlığı ile ilişkili bulunmuştur.

Bu teşhisin öncesinde barsaklara ait olabilecek diğer sorunların (Hirschsprung hastalığı gibi) varlığı araştırılmalıdır.

Tedavi:

İlaç tedavisi ve yaşanılan ya da hissedilen sorunlara yönelik psikoterapi yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.


********************************************************


4- PARMAK EMME

Parmak emme, normal çocuklarda herhangi bir psiko-patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur. Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni, yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde (uterus) öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır. Ender olarak yeni doğan bazı bebeklerin parmak ya da bileklerinde görülen kabarcıklar bunun bir sonucu olmaktır.

Annelerin büyük bir çoğunluğu parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünürler. Oysa bu emme %50'den %87'lere varan yüksek bir oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür. 1 yaş çocuklarının hemen yarısı parmaklarını emerler. Dokuzuncu aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması ,bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler.

Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde parmak emmenin zararının olmadığını, ancak süregelmesi halinde dişlerde bozukluklara (deformasyona) neden olabileceğini kanıtlamıştır. Alt ıslatmada olduğu gibi, sürekli parmak emme alışkanlığı sıklıkla psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir.

Ebeveynler parmağını emen çocukların çene kemikleri ve dişleri üzerinde ki etkilerini düşünerek endişeye kapılabilir. Parmak emmenin alt ve üst dişleri geri ittiği doğrudur. Parmak emmenin dişleri ne kadar etkilediği parmak emme süresine ve en önemlisi parmağın ağızdaki duruşuna bağlıdır.

Parmak emmeye benzer tutumlar arasında;
uykuya dalarken kulak memesini tutma, 
saçıyla oynama,      
annesinin memesini tutma,
annesinin koluna garip bir şekilde tutunma,
annesinin saçından çekme,
annenin sütü kesildiği halde annesinin memesini emme
biberonu bırakamama

Parmak ve emzik emme
Emme fonksiyonu yeni doğmuş çocuklarda çok kuvvetlidir. Ancak parmak emme ve emzik emme alışkanlıkları ilk 1.5 sene normal olmakla birlikte 2 yaşın sonunda kaybolur. Ancak parmak emme, emzik emme alışkanlığı devam edecek olursa henüz gelişmekte olan kas ve kemik yapıları üzerine basınç uygulayarak dişlerin yer değiştirmesine yol açar. Bu durumda üst ön dişler öne alt ön dişler ise geriye doğru eğilir ve alt ve üst ön dişler arasında açıklık meydana gelir.Alışkanlık bırakılırsa bu açıklık kapanır ancak 3.5 yaşından sonra kalıcılık artar.

Parmak emme alışkanlığı gece uyurken de deva ederse daha etkili olur ve bunun sonucunda üst çenede darlık (V şeklinde bir çene kavsi) meydana gelir.

Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın yapacağı en sağlıklı yaklaşım nedir?
Olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığın bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarını gözüne hoş görünmeyeceğini basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edilerek dikkatleri çocuk üzerine çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliği girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış anne baba davranışları arasında sayılır. Okul yaşında parmağını emen çocuk, öğretmenin uyarısı, anne babasının eleştirisine, hatta arkadaşlarının alaylarına karşın bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan uyumunun sağlanması, sorunu ortadan kalkmasına neden olabilir. Burada önemli olan, bir gerileme (regresyon) belirtisi sayılan bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılması. Örneğin, yeni bir kardeşin doğumu, çocukta bu tür bir alışkanlığın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayan, emekleyen, parmak emip tırnak yemeye başlayan çocuk, bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kardeşin doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğun ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliğiyle ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle bu gerginlikten kaynaklanan alışkanlıklar da zamanla kaybolur. Alt ıslatma benzerliği nedeniyle parmak emme de yaşla azalır.

Parmak emmenin giderilmesi için alınacak önlemler                                                                                                                                        
Anne ve babaya parmak emmenin ilk dönemlerde zararsız bir faaliyet olduğu açıkça anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Çünkü buna inanan anne, baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan bağlayanlar, eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir.

Parmak emme kendi başına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık değildir. Özel bir düzeltici tedbir almayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duygusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metotlar durumla ilgisi olmayan yeni ve süregen (sürekli, kronik) bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir.

Küçük yaşlarda çocuklar uygun şekilde beslenmelidir. Gıda ve anne sütünün kalitesi yanında çocuğun gıda verilirken tutumuna özel bir yer ve önem vermek gerekir. Çocuk gerek anne memesinden ve gerekse biberonla beslenirken annenin göğsüne onun sıcaklığını duyacak şekilde yaklaştırılmalıdır. Bir taraftan çocuğa gıdası veya meme verilirken diğer taraftan anne çocuğa gözlerinden sıcak sevgi akıtmalıdır.

Çocuğun gevşek tutulması,hırpalanarak, azarlanarak gıda verilmesi büyük bir anlam taşımaz, Uygun şekilde beslenme bu problemin ortaya çıkmasında en büyük engel teşkil eder.

Belki çocuk parmak emme veya lastik meme emmeden özel bir haz duyabilir. Bu belirli yaşa kadar zararlı bir alışkanlık değildir. Normal davranışlar ve ilişkiler yoluyla bu alışkanlık 1 yaşının sonunda terk edilebilir.

Eğer çocuk yürümeye başladıktan veya 1 yaşından sonrada bunu yapıyor yani parmağını emiyorsa bu çocuğun fazla yorgun, rahatsız, mutsuz, sıkıntılı, üzüntülü olduğunun belirtisidir. Çocuğun durumunun incelenmesi düzeltici tedbirlerin yalnız bir belirti olan parmak üzerinde değil bütün durumu düzeltmeye yöneltilmesi gerekir. Çünkü parmak emmenin asıl nedenleri ortadan kalkmadıkça çocuk parmak emmeye devam edecektir.

Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet olanakları, oyun ortamları meşgul olmak için olanaklar sağlanmalıdır.

Anne babanın uygun olmayan davranışları düzeltilmelidir. Çocuklara bu alışkanlığından dolayı şiddet hareketleri uygulanmamalı ve çocuk batıl fikirlerle korkutulmamalıdır.

Mükafat vaadi, çocuğun bunu terk etme arzusunu ve gücünü harekete getirecek, çeşitli tedbirler çocuğu harekete getirerek çocuğun bunu bırakmasını sağlayabilir. Çocuk parmağını ağzına götürdüğü zaman uyarıcılık yapacak zararsız acı sıvı (acı oje gibi) sürülmesi ve geceleri hatta gerekiyorsa gündüz çocuğa eldiven takılması, alışkanlığı sona erdirmesi için iyi bir hatırlatıcı olabilir.

Çocuğa bilhassa kendi kendini kontrol etmek için, isterse bu alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, alışkanlığı yenmek için iyi bir hatırlatıcı olabilir.

Çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde parmağını emmeye devam ediyorsa kendisine telkinlerde bulunmak faydalı olabilir. Çocuğa bu yaptığının çocukça bir davranış olduğu başkalarının gözüne hoş görünmediği onun anlayabileceği bir dille anlatılır.

Çocuklar bu yaşlarda genellikle büyük bir insan gibi olmaya, ebeveyni taklit etmeye özenir. Çoğu zaman onlar gibi davranır. Ebeveyn çocuğun bu durumunu çok iyi değerlendirmelidir. Kendilerinin parmak emmediklerini, çünkü bu durumun pek hoş olmadığını söylemeleri çoğu zaman etkili olabilir.

Çocuğun erken memeden kesilmesinin karamsar, sadist geç memeden kesilmesininse güvenli ve iyimser bir kişilik geliştirdiği açıklanmıştır.

Eğer tüm tedbirler rağmen parmak veya biberon, battaniye ucu emmenin önüne geçilemiyorsa psikiyatrik bir yardım alınabilir.


***************************************************

5- TIRNAK YEME  ALIŞKANLIĞI

Tırnak yeme alışkanlığına çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir). Çocukların %33 de tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45’e yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir. Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun için de tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terk etmektedir.

Tırnak yemek bazen ayak parmaklarını ısırmakla ve ayak tırnaklarını el parmaklarıyla yakalama ile ilişkili görülmektedir. Ayak parmağı tırnağının yenilmesi ve ısırılması hemen hemen sadece kızlarda görülmektedir. Erkeklerde de görülebilir.

Tırnak yeme alışkanlığının sebepleri   
Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır.

Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir.

Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilebilmektedir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir.
Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri anne babanın sık sık kavga etmesi ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yanı sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir.

Tırnak yeme daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar.

Tedavi ve alınabilecek önlemler

En etkili yöntem 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir.
Daha sonra bu alışkanlık devam ederse;
1-Çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmeli
2-Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir.
3-Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir.
4-Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır.
5-Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eski hafif eldivenleri giydirmek. Çocuk gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir.
6-Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir.
7-Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir.
8-Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir.
9-Tırnak derin kesilebilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir.

Son söz ve bir önlem olarak tırnak yemenin ve ısırmanın çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk buna inandırıldığı zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir. Çünkü dış etkenler çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesine fazla etkili olmamakla bazı hallerde alışkanlığın kökleşmesine ve başkalarını kızdırmak ve huzursuz etmek için bir araç olarak kullanılmasına neden olmaktadır.

Tırnak yemek psikiyatrik tedavilere cevap vermeyen nadir bir rahatsızlık olarak önümüze çıkmaktadır. Bu yüzden, tırnak yeme daha çok kişinin, kendi isteği doğrultusunda davranış tedavisiyle geçebilir.


*******************************************************


6- OTİSTİK BOZUKLUK (OTİZM)

Sosyal ilişki, iletişim kurma ve davranış tarzı anormalliklerinin 3 yaş öncesinde başlamış olması gerekmektedir.

Toplumdaki yaygınlığı :

On bin kişide 4 oranında görülmektedir. Erkeklerde kızlara oranla 4 kat daha çok rastlanmaktadır.Rahatsızlık kızlarda erkeklere göre daha ağır seyretmekte, zeka testleri daha düşük bir değeri göstermektedir.

Otistik bozukluk ölçütleri:

A-Aşağıdaki dört belirtiden en az ikisinin varolması gerekmektedir.

1- Konuşma dışı iletişim (göz göze gelme, yüz ifadesi ile anlatım, mimikler ve vücut dili ile kendini ifade gibi ) ile karşılıklı ilişkiyi sağlamada belirgin bozukluğun olması.

2- Kendi yaş dönemi ile uyumlu olacak şekilde, yaşıtları ile arkadaşlık ilişkisi kuramamak.

3- Diğer insanlarla birlikte kendiliğinden , doğal bir şekilde hoşlanılabilecek, ilgi alanları ya da beceri ve başarıları paylaşamama durumu (ilgisini çeken nesneleri başkalarına gösterememe, onları işaret edememe , onları çevresindekilere verememe gibi davranışlar) .

4- Toplumsal ya da duygusal yanıt vermede eksiklik.

B-Aşağıdakilerden en az birinin varolması gerekmektedir:

1- Konuşulan anadilin ya hiç becerilememesi ya da bunun gecikmesi durumu.

2- Yeterli konuşmanın varolduğu durumlarda, başkaları ile konuşmayı başlatmak ya da sürdürmekte belirgin bozukluk.

3- Sözcük ya da cümleleri arka arkaya tekrarlayarak ya da anlamsız şekilde kullanarak konuşma durumu.

4- Doğaçlama bir şekilde , yaş ve gelişim düzeyine uyan evcilik, hırsız-polis, doktor-hasta vb. oyunları oynayamama durumu.

C- Aşağıdaki tekrarlayıcı ilgi, aktivite ve davranışlardan en az birinin varolması durumu:

1- Hem miktar olarak sıklık, hem de yoğunluk açısından belli bir nesne ya da konu ile tekrarlayıcı bir şekilde uğraşarak, kısıtlı kalmış ilgi odaklarının bulunması.

2- İşlevsel olmayıp, belli bir amaca hizmet etmeyen birbirini izleyen , sıradan belli bir aktiviteyle durdurulamaz derecede uğraşı durumu.

3- Herhangi bir hareketi tekrarlayıcı ya da başkasının yaptığı bir hareketin aynısını yapar bir şekilde vücut hareketleri ( parmak şıklatma , parmakları açıp-kapama, omuz oynatma ya da tüm gövdeyi bükme, yumak gibi olma seklinde davranışlar).

4- Tekrarlayıcı bir şekilde bazı nesnelerin belirli parçaları ile aşırı uğraşı durumu.

Bu yukarıdaki yazılmış olan tüm maddelerden toplam olarak en az altı adedinin varolması gerekmektedir.

Sosyal ilişki ya da dil becerisi konularından en az birisinin, çocuk 3 yaş başlangıcına dek gecikmesi veya normal dışı bir şekilde olması durumu.

Rahatsızlığın başka bir hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir.

Otistik Çocukların Özellikleri:

Görünümleri yaşıtlarından daha ve kardeşlerinden daha kısa boylu olup, çok sevimli bir görünümleri vardır.

Bu çocukların bebekliklerinde bakımı kolay , bırakıldıklarında yerinde duran, çok fazla ağlamayan çocuklar oldukları gözlenmiştir. Bazı hallerde çocukların konuşma ve davranışları normalken, bunların birden bire sonradan sosyal ilişkiden kopup, dil becerilerini kaybettikleri gözlenmiştir. Aileler çocuklarının seslenince yanıt vermemeleri nedeniyle, sağır olduklarını düşünebilmektedirler. Çocuklar gelişimleri esnasında belirli davranış ya da sesleri taklit edemez, nesneleri başkalarına gösteremez, kucaklanmak istendiklerinde kollarını kucaklamayı karşılamak için kaldıramazlar. Tek başlarına oynamayı yeğlerler.

Bu çocuklar insanlara cansız varlıklar gibi tepki verirler. Toplumsal durumlarda garip yüz ifadeleri ve uygun olmayan hareketlerle karşılık verebilirler. Sosyal ilişkilerden çok memnun olmazlar. Arkadaş edinemezler.dil gelişimlerinde gecikme olabilir. Konuşabiliyorlarsa konuşmaları tekrarlamalar ya da ses melodisindeki bozukluklar ( tekdüze , mekanik tonlama bozuklukları şeklinde) ile birliktedir. Uygunsuz fiil ya da sözcük kullanımları olabilir. Olmayan sözcükleri uydurabilirler, kendi kendilerine konuşabilir, kendilerinden kendi isimlerini söyleyerek ya da başkası gibi bahsedebilirler. Belirli davranış ( el çırpma, dönen nesneler gibi)ya da bilgilere (çok gerekli olmasa da) eğilimleri vardır ( hava durumu, tv. Program zamanları ve reklamlar gibi). Yeni oyuncakları kolay kabul edip, oynayamazlar, ortam değişikliklerine aşırı duyarlıdırlar, değişikliklerde aşırı tepkisel olabilirler. Bazı nesnelere aşırı bağımlı olup, onları kullanmasalar da onlar olmadan dışarı çıkamayabilirler. Sese aşırı tepki vererek, kulaklarını kaparlar. Ağrıya karşı duyarsız olabilirlerken dokunmaya karşı aşırı tepki gösterebilirler. Zaman zaman aşırı hareketli zaman zaman da aşırı hareketsiz olabilirler. Sebepsiz gülme ve ağlamaları olabilmektedir. Ailelerinin yanlarından uzaklaşmalarına aşırı tepki gösterebilmektedirler. Sadece belirli besinleri yemeye eğilimlidirler. Kendi ellerini ısırabilir, başlarını duvara vurabilir, saçlarını çekebilir ve kendilerine zarar verebilirler.

Otizmin Sebepleri:

Otistik çocukların % 75’inde zekada gerilik gözlenmektedir. % 25 kadar bir kısmında ileri dönemlerde havaleler görülmektedir. Otizm ile birlikte görülebilen nörolojik bozukluklar arasında tuberoz skleroz, frajil X sendromu, doğumsal kızamıktır.

-Duygusal açıdan çocuğa uzak duran ya da obsesif kişilik yapıları nedeniyle aşırı titiz ve kısıtlayıcı bir şekilde eğitim veren ailelerin çocuklarında bu durumun varolduğu ileri sürülmektedir.

- Rahatsızlığın genetik temeline yönelik çalışmalar devam etmektedir.Bazı kişilerde bu rahatsızlıkla birlikte epileptik bozukluklar, doğumsal rubella ve fenilketonüri gibi rahatsızlıkların bulunması bu olasılığı düşündürmektedir. Rahatsızlığın X kromozomuna bağlı olarak ya da otozomal resesif geçiş ile aktarıldığı düşünülmektedir. Etkilenen çocuğun kardeşlerinde de rahatsızlığın görülme riski toplum ortalamasına göre çok daha yüksek olup, % 3 e dek çıkabilmektedir. Bu kişilerin ailelerinde duygu durum ve kaygı bozuklukları daha yüksek oranda saptanmış olup, toplumsal ilişki sorunlarının daha yüksek olduğu gözlenmiştir.

Doğum öncesi ya da doğum sırasında yaşanan tıbbi sorunlar olası nedenler arasındadır. Özellikle annenin hamileliğinin ilk üç ayında genital kanama yaşaması, bebeğin içinde bulunduğu amnios sıvısının çocuk dışkısı ile boyanması, annenin hamileliğinde bazı ilaçları kullanımı önemli sebepler arasında sayılmaktadır.

Beyin yapısında çeşitli bozukluklar bulunmaktadır. Serotonin düzeyleri hastaların 1/3 ünde gözlenmektedir. Otistik çocukların çoğunda gözlenen bahar aylarındaki doğum oranları, annenin kış aylarında doğum öncesi kızamık geçirmesi ile bağlantılı bulunmuştur.

Tedavi:

Tedavide ailenin eğitimi önemlidir. Saldırgan ve kendine zarar verme davranışlarına karşı ilaç tedavisi kullanılabilir. Davranış tedavisi kullanılmaktadır.

Tedavide asıl olan ise fark edildiği andan itibaren ebeveynlere düşen en önemli görev “göz teması ve yakın ilişki kurmak”tır. Tedavide bu yapılmazsa ilacın faydası yoktur.
Verilebilecek en iyi örnek; günde 3 defa 2’şer saatten en azından annenin bir orta halısı üzerinde ilgilenmesi ve temasın artırılmasıdır.

Bazıları hiperaktivite belirtileri gösterebilir. Buna yönelik ek tedavi verilebilir.

Daha çok antipsikotikler verilerek zihinsel süreçlerin düzeneği oturtulmaya çalışılır.

Bu hastaların çok az bir kısmı (yaklaşık %5 ile %10’u) zeka seviyesi açısından sınırda zeka veya çok az üstünde görülürler. Bu yüzden de bazı yetenekleri kazandırmak güç olabilir.

Bu hastaların ömür boyu yakın ilgi ve bakıma muhtaç oldukları unutulmamalıdır.


***************************************************


7- BOŞANAN ÇİFTLERİN ÇOCUKLARI
Boşanma kişilikleri , sosyokültürel değerleri, alışkanlıkları ve tepkileri ile birbirine uyum sağlayamayan , bir arada iken herhangi biri ya da her ikisinin de sosyal, mesleki sorunlar yaşadığı; vücutsal ve ruhsal yakınmalar geliştirebildiği kişilerin ayrı ayrı daha sağlıklı olabilmesi temeline dayanan bir sosyal gerçekliktir.
Her boşanma felaket anlamına gelmez. Bu tıpkı bir yemeğe aynı zamanda hem tuz hem şeker koymak gibi  düşünülebilir. Her birisi ayrı ayrı konduğunda yemekleri leziz hale getirse de, aynı yemeğe konursa, yenmez olurlar ya da iki ilaç ayrı ayrı kullanıldığında çok olumlu etki yaparken, aynı anda alınırlarsa, vücutta zararlı etkiler yapabilirler. Bazı evlilikler de böyledir. Her türlü çaba gösterilmesine karşın bazı evlilikler ayrılık ile sonuçlanabilir. Bu durumda  eşler kendi hayatlarını bu sefer daha becerikli ve özenle inşa etmek durumundadır. Peki diyelim eşler bunu yaptı, ya eğer ayrılan kişilerin çocukları varsa, onlar ne olacak? İşte aslında boşanan çiftler kendilerinden çok çocuklarına odaklanmakta, ancak ne yazık ki, eksik ya da hatalı davranışlar ile çocuklarının ve kendilerinin durumunu zora sokmaktadırlar.
Boşanan çiftlerde çocuk hem anne hem baba ile görüşebilmelidir. Boşanma iki erişkinin birbiri ile olan sorunları sonucu olduğundan,tarafların çocukla ilgili bir sorunu yoktur. Dolayısı ile soruna çocuk ortak edilmemeli, maşa haline sokulmamalıdır. Her iki taraf ya da onların çevreleri çocuğu karşı tarafa yönelik yıkıcı eleştirilerle yıpratmamalıdır. Bu son derece ilkel ve  çocukça bir yaklaşım şekli olup, kendi kendine yeterli olamayan, özgüveni olmayan kişilerin yapabileceği bir davranış şeklidir. Çocuğun eğer ana babadan birinde sevgi ya da ilgi eksikliği yoksa, herhangi birini diğerinden üstün tutmaması hedeflenmelidir. Aksi halde ileri dönemde çocuğun ruhsal gelişimine istemeden kalıcı darbeler indirilmiş olabilir.
Her anne baba için çocuklarını kendilerine göre daha iyi koşullarda büyütmek, kültürel açıdan daha donanımlı,olumlu ve uygar olmasını sağlamak  birincil hedeftir. Bu hedef elbette ki, boşanma sonrasında da geçerlidir. Bu nedenle hem anne hem babanın her türlü görünüm, davranış ve düşünceleri ile çocuklarına örnek olmaları gerekir. Çocuk anne ya da babayı yeterince göremez ya da yeterince örnek almak istemezse uygunsuz ya da yanlış kişileri örnek alabilir.
Hakim boşanma sonucu çocukları anne ya da baba yanına vermektedir. Çocuk daha az gördüğü, birlikte kalınmayan ebeveyn ile geçireceği vakti hayal etmekte, o ana ait görüntüler çocuğun rüyalarını süslemektedir. Bu sebeple bu ebeveynle geçirilecek zaman, çocuk için doyurucu olmalıdır. Bu çok para harcayarak, çocuğun her istediğinin alınması şeklinde maddi yönde düşünülmemelidir. Çocuğun o ebeveynle daha çok ve çocuğa hitap edebilecek bir şekilde konuşması, çocuğun sorunları ile ilgili konularda dertleşmesi, yeri geldiğinde beraber ağlamaları, kendi geçmişini ve yaşadıklarını doğru biçimde çarpıtmadan, çocuğun ilgisini çekecek şekilde anlatabilmesi  bu yolda yapılabilecekler arasındadır. İlişki parasal temele değil, duygusal temele dayanmalı, çocuk anne ve babası ile gurur duyabilmelidir.
Anne ya da baba çocukla birlikte oldukları zaman , işleri,arkadaşları ve çevrelerini düşünmemelidir. O esnada çocuklarından çok, başkaları ile iletişime girmeye çalışmamalıdırlar. “Eli işte , gözü oynaşta” şekilde çocuğu ile bir arada olan kişinin çocukları, ikinci plana atıldıklarını, kullanıldıklarını, sevilmediklerini, kendilerinin yük olarak algılandıklarını düşünebilirler. Bu da ebeveyn ile çocuk arasındaki iletişimi bozabilir.  Önemli olan geçirilen vaktin süresi değil,kalitesidir.
Çocuğun diğer ebeveynden alınması ve birlikte yapılabilecekler için  çocuğa verilen sözler tutulmalı, yerine getirilemeyecek sözler verilmemelidir. Çocuğa söylenen saatlere uyulmalı, unutulmamalı, gecikme olacaksa mutlaka daha önceden çocuk ve evdeki ebeveyn haberdar edilmelidir.
Ebeveyn hiçbir şekilde çocuğa yalan söylememeli, çocuğun güvenini sarsmamalıdır. Herkesin yanlışları vardır, kendinizi her zaman başkasının  ve çocuğunuzun yerine koyarak düşünün, “hep ben haklıyım” şeklindeki tek yanlı,at gözlükleri ile bakar şekilde ilkel bir biçimde hareket etmek, çocuğunuzu ve çevrenizi anlayamamanıza, dolayısı ile onunla dostluğunuzun bozulmasına yol açar.
Evliliğinizin bitiminin suçunu asla çocuğa yüklemeyin, “sen yaramazlık yaptığın için ayrıldık, baban gitti eğer gene yaramazlık yaparsan ben de seni bırakır giderim” şeklindeki yaklaşımlar çocuğun ağır suçluluk duyguları geliştirmesine yol açacaktır.
Boşanma konusunda çocuğa yapılabilecek açıklamalarda doğrudan karşı tarafı suçlamak yerine “senin de sınıfta ya da mahallede  çeşitli nedenlerle anlaşamadığın arkadaşların var, biz de bu durum gibi yeterince anlaşamadık ve ayrıldık” şeklinde yumuşak bir üslup ile anlatılmalıdır.
Tek boşanan çiftin kendileri olmadığı, onu her ikisinin de sevdiği, önemli olanın da bu olduğu mesajı verilmelidir.
Ayrılan ana baba birbirlerine düşmanca davranmamalı, birbirleriyle çocukları hakkında konuşabilmeli, en azından çocuğun yaş günlerinde bir arada bulunmalıdırlar.  En azından, anne ya da babalar gününde, kendi gururlarını bir yana bırakıp, medenice çocukla birlikte çıkarak hediye almalı, tebrik kartı ya da telefonla kutlamalıdırlar. “ne ekerseniz onu biçersiniz”,  diğerinize olan saygıyı korumalısınız.
“Biz ayrıldık ama , bizim yaptığımız hataları siz yapmayın” şeklinde konuşarak, mutlu evliliklerin, boşanma ile biten mutsuz evliliklere göre çok daha fazla olduğu söylenmelidir. Çocukların da gelecekte mutsuz evlilikler yaparak boşanmamaları için çalışılmalıdır. Bunun için her iki tarafında  birbirlerinin hatalarını affetmesinin bir büyüklük olduğu gerçeği çocuklara aşılanmalıdır. Çocukların karşı cinse ve evliliğe olumsuz bir bakış açısı ile bakmaları önlenmelidir..


******************************************************

8- SEPERASYON ANKSİYETESİ BOZUKLUĞU  (AYRILMA-KAYGISI BOZUKLUĞU)
Çocukların ailede çok bağlandıkları, özellikle annelerinden ya da ailenin diğer bireylerinden uzak olmak istemedikleri şeklindeki psikiyatrik sorundur. 18 yaş öncesinde başlayan bozuklukta, evden ya da evdeki kişilerden ayrılma ya da bunu bekleme durumunda hissedilen yoğun bir kaygı vardır.

Çocuğun normal gelişiminde genellikle 1 yaş civarında görülen bu durum, azalarak 4-5 yaşa dek sürebilmektedir. Çocuk bu yaş dönemini geçmesine karşın ayrılığa 1 yaşındaki kadar tepki gösteriyorsa ya da daha önce bu korkuları atlatmışken, tekrar ayrılık kaygıları başlamışsa bu rahatsızlık akla gelir. Teşhis için belirtilerin en az 1 ay süre ile mevcut olması gereklidir. Genellikle 4 yaş öncesi gözlenmemektedir.

Çocuklarda sosyal sorunlara, eğitim döneminde ulaşılabilecek düzeylere ulaşamama, gelişimsel olarak sağlanması gereken otonomi ( tek başına kendi kararlarını vererek, uygulayabilme yetisi) ve becerilere sahip olamama sonucunda sosyal beceri isteksizliklerine ve yetersizliklerine yol açabilmektedir.

Ayrılık kaygısı 18-30 aylık çocuklarda normal olarak görülebilen bir durumdur. Bu durum bulunduğu yerden farklı bir yerleşim yerine götürülen kişilerde ( hastaneye yatırılanlar, yatılı okula ya da askere gönderilenler, göç ya da iltica edenlerde) normal olarak yaşanabilir.Ayrılık kaygısı uyku bozuklukları ya da okuldan kaçma gibi durumlarla kendini gösterebilmektedir.

Bu bozukluğu olan çocuklar ailelerini kaygılarına karşı güven sağlayıcı ya da koruyucu olarak görmektedirler. Kişiler kafalarında ailelerinin ölümlerinin korkuları ile yaşamaktadırlar. Bu nedenle ebeveynlerinden ayrılamamakta,kabuslar görmekte, okula devam edememekte, okula gidileceği günlerde baş ağrıları ya da karın ağrıları gibi başka vücutsal belirtiler göstermekte, öğretmenlerinden korktuklarını iddia ederek yakınmakta, uykudan kaçınmakta, tek başlarına kalmak istememektedirler. Bu korkular aynı zamanda yaralanmak, kaçırılmak hatta öldürülmek şeklinde de varolabilir. Kendi başına (otonom) davranamama kişide arkadaşlarıyla bir arada olamama, tatil kampları ya da yaz okullarına gidememe ve kendi yatağında yatamamaya sebep olabilir. Bu durumdaki çocukların % 90 kadarında başka kaygı ya da duygu-durum bozuklukları bulunabilmektedir.

Bu çocuklarda belirli yerlerde güvenli- güvensiz ayrımı bulunmaktadır. Örneğin çocuk evinden 1-2 sokak uzağa gidebilirken, daha uzağa gidemez ya da okul bahçesine dek gidebilirken, binadan içeri giremeyebilir. Bu çocukların % 75’inde okula devam sorunları yaşanmaktadır. Okula devam sorunları olan çocukların da % 50-80’inde bu bozukluk saptanmıştır. Kızlarda erkeklere göre 2 kat daha sık olarak gözlenmektedir. Kişilerin ailelerinde de bu bozukluğa rastlanabilmektedir. Çocukların yarısından çoğunun ebeveynlerinde bir kaygı ya da duygu-durum bozukluğu bulunabilmektedir. Alkolizm ve agorafobinin eşlik ettiği panik bozukluğun bulunduğu ailelerin çocuklarında daha sık olarak gözlenmektedir. Cinsel ya da fiziksel travmalar yaşayarak "travma sonrası stres bozukluğu” teşhisi alan çocukların yarısında bu bozukluğa rastlanmıştır.

Uzun süreli olarak gözlenen bu bozuklukta ayrılıklar, hastalıklar, ölümler, başka yere taşınmalar ve doğal afetler sonrasında artışlar görülebilmektedir. Yakınmalar herhangi bir uzun süreli başka hastalık sırasında artabilmektedir.

İleri yaşlarda intihar eğilimleri yaşıtlarına göre daha yüksektir. Agorafobili panik bozukluğu olanların çocukluk öyküleri incelendiğinde ayrılma kaygısı bozukluğu yaşayabildikleri belirlenmiştir.Erişkinliğe ulaştıklarında uzun süreli işsizlik riski ile karşılaşabilmektedirler. Okula devam sorunları olabildiği gibi , işe devam sorunları da olabilir ve sık iş değiştirebilirler.

Tedavi
Eğer ebeveyn bir kaygı ya da duygu-durum bozukluğu nedeniyle kendi kaygıları ile çocuktan ayrılamıyorsa, ebeveyn de tedavi görmelidir. Kişinin bilişsel ve davranışçı terapilerle ele alınması,uygunsuz düşünce şemalarının ele alınması gerekir. Tedavide kaygıya yönelik ilaç tedavisi de uygulanır..

******************************************************


9- ÇOCUK VE GENÇLERDE (ERGENLERDE) BİPOLAR BOZUKLUK

Çocuk ve genç ergenlerde bipolar bozukluk erişkinlerdekinden farklı görünür.
Bipolar bozukluk hem çocuklarda hem ergenlerde görülebilmektedir. Ancak erişkinlerdekinin tersine, çocuklar ve genç ergenler çoğu zaman manik ve depresif ataklar arasında, birgün içinde birçok kez çok hızlı duygudurum dalgalanmaları (hızlı döngü) yaşamaktadırlar. Mani çoğu zaman bir aşırı mutluluk dönemi değil, aşırı iritabilite ve yıkıcı öfke nöbetleri dönemi şeklinde yaşanmaktadır. Bipolar bozukluğu olan çocuklarda depresyon tipik olarak, çok sayıda fiziksel şikayet, okulda sık devamsızlık veya düşük performans, evden kaçma girişimleri, iritabilite, yakınma, nedensiz ağlama, zayıf iletişim ve reddedilme veya başarısızlığa aşırı duyarlılıkla tanımlanmaktadır. Bipolar bozukluğu olan gençlerde karışık semptomlar da yaygındır.
Öte yandan, daha büyük ergenler daha erişin tipi ataklar yaşamaktadır; çoğu zaman bir manik atakla başlamakta ve ataklar arasında nispeten istikrarlı dönemler bulunmaktadır.
Travmatik olaylar bipolar bozukluğun başlamasını tetikleyebilir. Ergenlik çağı riskli bir dönemdir ve bipolar bozukluğu olan ergenler alkol kötüye kullanımı, ilaç kötüye kullanımı ve suç işleme açısından daha fazla risk altındadır. Bir bağımlılığı ve/veya intihar düşünceleri olan çocuklar ve ergenler her zaman ciddiye alınmalı ve duygudurum bozukluğu açısından değerlendirilmelidir. Uygun tedaviyle intihar düşüncelerinin üstesinden gelmek mümkündür.
Çocuk ve genç ergenlerde bipolar bozukluğun tanısı çoğunlukla zordur
Çocuklar ve genç ergenlerde kesin bir bipolar bozukluk tanısı formüle etmek çoğunlukla zordur. Ailesel tıbbi öyküye ilişkin bilgi, doğru tanı koymak için son derece değerli olabilir. Bipolar bozukluğun bu hastalığı bulunan ebeveynlerin çocuklarını etkileme olasılığı daha yüksektir. Bir ebeveynin bipolar bozukluğu olduğunda, her bir çocuk için risk %15-30 olarak hesaplanmaktadır.
Çocuklar ve genç ergenlerde bipolar bozukluk semptomları başlangıçta normal duygulanım ve davranışlarla karıştırılabilmektedir. Ancak normal duygudurum değişikliklerinin tersine, bipolar bozukluk okuldaki işlevselliği ve akranlar ve aileyle ilişkileri anlamlı ölçüde bozmaktadır. Bipolar bozukluğu olan pek çok çocukta aynı zamanda öğrenme güçlükleri ve düşük benlik saygısı da görülmektedir.
Bipolar bozukluğun semptomlarını açıklayabilecek diğer nedenler olasılık dışı bırakılmalıdır. Çocuklarda, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve diğer mental bozukluklar bipolar bozukluğu maskeleyebilmekte ya da kimi zaman birlikte ortaya çıkabilmektedir.
Birçok çocuğa bipolar bozukluk yerine DEHB tanısı koyulmaktadır. Aslında, DEHB çoğunlukla bipolar bozukluğun semptomları açıkça gelişmeden önce ortaya çıkmaktadır. Bu, DEHB olan tüm çocuklarda bipolar bozukluk gelişeceği anlamına gelmez. Yine de Bipolar bozukluğu bulunan bir akrabası olan DEHB'li bir çocukta bu hastalığın gelişme olasılığının daha yüksek olduğu düşünülmektedir.
Küçük çocuklarda antidepresan ya da psikostimülan ilaçlar verildikten sonra mani geliştiğinde, anında bipolar bozukluk tanısı ve tedavisi düşünülmelidir.
Çocuk ve genç ergenlerde bipolar bozukluğun tedavisi
Bipolar bozukluğu olan çocukların ve ergenlerin tedavi almaları ve büyüdükçe semptomlarını nasıl kontrol altına alabileceklerini öğrenmeleri çok önemlidir. İlaç tedavileri duygudurumun stabilize edilmesine çoğunlukla yardımcı olmaktadır ve psikoterapi ek yarar sağlayabilmektedir. Bu ilaçların çocuklarda ve ergenlerde etkinlik ve güvenilirliğine ilişkin daha ileri araştırmaların yapılması gerekmektedir.

Çocuklarda Dikkat Eksikliği ile Bipolar Bozukluk Arasındaki Fark Nedir?
Bipolar bozukluğu olan çocuklardaki tipik özellikler, hızlı duygudurum dalgalanmaları ve uzun süren öfke nöbetleridir. Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve bipolar bozukluğun semptomları benzerlik gösterebilir ancak kökenleri farklıdır.
Örneğin, yıkıcı ve kötü davranış bipolar bozukluğu olan çocuklarda çoğu zaman kasıtlı gibi görünürken, DEHB'li çocuklarda daha çok kayıtsızlık ya da dikkatsizlikten kaynaklanmaktadır.
Her iki bozuklukta görülen fiziksel patlamalar ve öfke nöbetlerine, bipolar bozukluğu olan çocuklarda sınırlar koyulması (örn. bir ebeveynin yalnızca başıyla 'hayır' demesi) neden olabilirken, DEHB'li çocuklarda duyusal ve duygusal aşırı uyarımla tetiklenmektedir. Bir öfke nöbeti veya fiziksel patlamadan sonra saatlerce kızgınlık duymaya devam edebilen bipolar bozukluğu olan çocukların tersine, DEHB'li çocuklar çok daha hızla (15-30 dakika içinde) sakinleşiyor görünmektedirler.
Marazi, yaşamı tehdit edici içerikte kabusların (örn. nükleer savaş veya saldıran hayvanlar) eşlik ettiği uyku bozuklukları bipolar bozukluğu olan çocuklarda yaygın olarak görülürken, DEHB'li çocuklarda nadir olarak gözlenmektedir.

Dr.Murat Eren ÖZEN, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı (Psikiyatr)

www.stres112.com   www.twitter.com/muraterenozen

Özel Adana Hastanesi, Büyükşehir Belediyesi Karşısı

0322 459 22 22